Yazar: Eşref ALTAŞ

30 kayıt bulundu

Bir “Yusuf Usta” Yazısı

Köyümüzün eski insanları birer lakapla ve kendi emeklerinin sıfatları ile çağrılırdı. Tahsin Helfe, Molla Fehret, Ahmet Pehlivan, Kamil Ağa, Ahmet Usta, Eşref Usta, Demürci(gilin) Ahmet vb. (Allah hepsine rahmet etsin).

Sonra ustalar vardı. Demir ustası, değirmen ustası, duvar ustası, teker ustası, vb. Sonra Muhtar, İmam, Hoca, Bekçi sıfatları oldu. İmam Hoca mesela. Hem imam, hem hoca. Galiba İmam resmi görevini hoca bilgi düzeyini ifade ediyordu.

Sonra askerlik sıfatları çavuş, onbaşı.

Devamını oku

Kesim Kâğıdı

Önce Türkçe sözlükte kesim kelimesinin konumuzla ilgili karşılıklarını verelim.

kesim: Sözleşme, nikâh, kesim kesmek, evlenen kız için oğlan tarafıyla yapılan ödeme anlaşması, mihr, düğün öncesi iki tarafın alınacak takı üzerinde anlaşması.

Bu gün evlenen kızların at, yat, kat istedikleri söylenir. Analar da ?atlıya, yatlıya, katlıya gidesin.? diye (bed)dua ederler. Kızlar da; ?Ben varmam inekliye/Yoğurdu sinekliye/Allah nasip eylesin./Omuzu tüfekliye.? diye mızmızlanırlar.

Biz de köyümüzde altmışlı yıllarda evlenen büyüklerimizin kesim kâğıtlarından örnekler yayınlıyoruz. Bu kâğıtlar o zamanın, resmi evlilik belgeleri niteliğindedir. Bu belgeler gerçek kişilere aittir. Maksat köyümüzde altmışlı-yetmişli yılarda insanların çeyizleri üzerinden ekonomik durumları hakkında bir nebze fikir sahibi olmak, bir yarı resmi geleneğe ışık tutmaktır.

Devamını oku

İnci Köyü Müzesinde Neler Olmalı?

Şehirdeki evinin bir odasını şark köşesi yapmayı hayal edenler çoktur. Nitekim işyerinin bir köşesini, evinin bir odasını şark köşesi yapan dostlar da gördüm. Hatta bir sanatkâr işadamının kendi köyüne bir müze açtığını da haberlerden okudum. Adam hayatını buna vakfetmiş, mimari açıdan enteresan bir müze binası yaptırmış ve içine köyüyle ilgili her şeyi koymuş.

Bir köylümüz çıkar da ben İnci Köyü?ne bir müze yaptıracağım derse, içine neler koymalı. Benim aklıma gelenler aşağıda. Siz de aklınıza gelenleri eklerseniz, böylece:

– “şimdilik” kültürel değerlerimizin en azından adlarından bir müze,
– “yakında” fotoğraflarını da ekleyerek sanal bir müze,
– “ilerde”de bir köy evi içinde bizzat kendilerini koyarak gerçek bir müze yaparız, inşallah.

Devamını oku

Tekne Orucu

Temmuz sıcağında Ramazan yaşayanlarımız bilir. Bitmek tükenmek bilmeyen bir günde, şafakla birlikte güne ot toplamakla başlayan, güneşle beraber tırpan elinde akşama kadar mütemadiyen sallanıp duran bir rençperin orucu ?Susuz Oruç?tur. Doğru, her oruç susuzdur, ama temmuz sıcağında tırpan sallayan memleketim insanının, bir NBA maçının tamamını oruçlu olduğu için su içmeden oynayan Nijeryalı efsanevi basketbolcu Hakeem Olajuwon?un orucu daha bir susuzdur.

Biliyorum, iftarınızı Cola ile açmıyorsunuz. İftarı suyla açmak sevaptır, öyle değil mi? Buzdolabı yoksa soğuk su da yoktur. Ama nice delikanlılar, babasına annesine iftarda soğuk su içirebilmek için 3030 metrede Akdağ?ın zirvesinde ?kürtük? halinde buzlaşmış haldeki karı heybelerine doldurur da getirirdi. Biz ilkokul çağındaki çocuklar ise ellerimizde ibrikler ve güğümlerle çaydan, çermeden, Dana Pınarı?ndan tam iftar saatinde sofrada olacak şekilde soğuk su taşırdık. Tam saatinde sofrada olmalı. Erken gelirsen su ısınır, geç kalırsan iftar edilmiştir, soğuk suyun bir anlamı kalmaz. Saatimiz yoktu, ama iftara ne kadar var gölgeden anlardık. Şimdi güneş görmeden sadece saatlerine bakarak yaşayanları düşündükçe? Her neyse?

Devamını oku

Mart: Korku ve Ümit

Zemherinin çocuklarıyız. Erzurum’da Mart kışa tabidir ve Mart bizim için farklı anlamlar taşır. Erzurum için karakış bir yazgı ise bu yazgısının bir parçası da Mart’tır.

Şair, bu ay için demiştir “Beni bu havalar mahvetti” diye. Bir gün kış, bir gün bahar kıvamında yaşamak her babayiğidin harcı değildir. Zira mevsim geçişi zordur. Her doğumun bir sancısı vardır ve baharı göğüsleyen kişi de Mart sancısını çekmelidir işte. Atalarımıza müracaat edersek “Mart ayı, dert ayı, bir sepet saman ver Ali dayı” demişlerdir.

Ne zordur kış ülkesinde hayvancılık. Mart kapıdadır, evet umut vardır, zira bahar gelmiştir ama Mart’a güven olmaz, aldatıcıdır.

Devamını oku

Çişgan

Çişgan (Çişhan): Türkçe adı “yalancı iğde”. Bilimsel adı “Hippophae Rhamnoides”. Köyümüzde çişgan, Uzundere ilçesinde çişhan olarak adlandırılır. Uzundere ilçesi ile Tortum gölü arası çok yoğun yalancı iğde kaplıdır. Aynı iklim özeliği gösteren köyümüzde de çişgan, dere kenarlarının vazgeçilmez ağaçlarından biridir. Çünkü suyu seven çişgan bütün köylülerimiz tarafından sele engel oluşturması için kandara olarak kullanılır.

Çişgan tam manasıyla ?arsız? bir bitkidir. Bir dalını koparıp su gören bir yere sokmak çişganın bir iki senede bütün o bölgeyi kaplaması için yeterlidir. Bu nedenle çişgan canlı ve uzun süreli bir kandaranın gerçek garantisidir. (Kandara: sel suyunun mahsulü ziyan etmesini ve tarlaları yok etmesini engellemek için ağaç, taş ve her türlü malzeme ile oluşturulan set.)

Çocukların yalancı domatesi çişganın küçük domatese benzeyen meyvesi Ağustos-Eylül aylarında olgunlaşır. Köyümüzde kullanılmamakla birlikte çişganın meyveleri yöremizde ağrı kesici, yaraları tedavi edici ve egzama tedavisinde kullanılmaktadır.

Eşref ALTAŞ

Gurdun Ağzını Bağlayalım!

Hayvancılığın yaygın olduğu bir bölgenin çocuklarıyız. İnek ve koyun köyümüzde yaşayan insanların hâlâ geçim kaynakları. Köyümüzün belki de en orijinal üretimi peynirin ve sütün kaynağı da bu hayvanlar. Tabi tedavülden kalkmış bir hayvan daha var ki onu en iyi Kömürcüoğlu?nun keçiler şiirinden öğrenebilirsiniz.

Çobanlar sabah kalkar, ?puuç, ho, eyle puuçi, eyle diiydo? sesleriyle süren bir temsille bütün köyün ineklerini toplar, götürür Hüsüpens?e, Ense?ye, Gedük?e Tarmut?a. İkindiden sonra akşama doğru malı toplar, köye getirir. Kadınlar sorar birbirine, nahır geldi mi?

– Geldi, hamaki bizim gırmızi inek gelmedi.

Devamını oku

İmamlarımız

İmamlar, bilindiği gibi köy hayatının önde gelen insanlarıdır. Elbette eski Türk filmlerindeki imam tiplerinden bahsetmiyoruz. Çünkü bizim imamlar, özü sözü düzgün, insanlar arasında saygın konumu olan adamlardı(r). Ortalama insanlar gibi yaşarlar, kimseye şeyhlik taslamazlar. Köyün ilk okur-yazarlarıdır. Kur?an okumayı öğreten muallimlerdir. İlk zamanlar köylünün verdiği hakla, parayla geçinirlerken şimdilerde kadrolu imamlarımız var. Her meslek sahibi insanlar gibi, imamlar çevresinde de köyümüzde belli bir sözlü kültür oluşmuştur. İşte bu platform imamlarımız hakkındaki sözel kültüre dayanan anlatıların kayıtlarını tutmayı amaçlamaktadır.

Yıllar önce köyde yaz döneminde emaneten medresede (Kur’an Kursu) çocukları okuturken “geçmiş hocaları tanıyanınız var mı?” diye sordum. Ne tesadüftür ki “Büyük Hafız”ın, “İnce Hoca”nın, “İbrahim Hoca”nın torunları da sınıftaydı. Ben de “Topal Yusuf Hoca”nın torunuydum. Torunlardan hiçbiri daha ağzını açmadan diğer çocuklardan biri “Bekir Hoca” dedi. Anlamadım, çocuk şaşkınlığımı görünce “hocam” dedi, “bizim okulda 2. sınıfları okutuyordu.” Anlamıştım, öğretmenlerden biriydi. Ben imamları kastettiğimi anlatınca geçmişe doğru bir yolculuk yapmaya çalıştık. Ama çocuklara geçmiş imamlarımızı tanıtırken bayağı zorlandığımı itiraf etmeliyim. Sürekli kimin nesi diye soruyorlar, ben torunlarını gösterince de torunlar dahi şaşırıyorlardı. Bazı şeylerin yapılması gerektiğini işte o zaman daha derinden fark etmiştim.

Öyleyse buyurun hep beraber bir yolculuğa çıkalım. Biz elimizden geldiğince iz bırakan insanlarımızı tanıtacağız. Ama özellikle burada adı geçen hocalardan yaşayanların kendilerinden, Rahmet-i Rahman’a kavuşanların çocuklarından ve torunlarından belge ve bilgi anlamında katkılarını bekliyoruz. Adını yazmayı unuttuğumuz ya da imamlığını bilmediğimiz birisi varsa da bildirmelerini rica ediyoruz.

İnci Köylü İmam ve Müezzinler

Adı-SoyadıGörev YeriSon Durumu
Ahmet Çelebi (Büyük Hafız'ın babası)İnciRahmetli
Yusuf Akçay (Yusuf Hoca)İnciRahmetli
Yusuf Altaş (Topal Hoca)İnciRahmetli
Osman Çelebi (İnce Hoca)İnciRahmetli
İbrahim AkçayİnciRahmetli
İbrahim AltaşOltuEmekli
Ali AğırmanOltuEmekli
Hasan Çelebi (Hattat)İstanbulEmekli
Kamil ÇelebiİstanbulEmekli
Mevlüt AcarNevşehirEmekli
Hüsnü ÇelebiAydınEmekli
Hasan AcarİnciEmekli
İdris AkyüzBursaEmekli
Mustafa AğırmanİstanbulEmekli
Mustafa Ağırman (Rüfetemigilin)İstanbulGörevde
Burhanettin CandanAlmanyaGörevde
Hasan SancarAlmanyaGörevde
Mustafa SancarOltuGörevde
Hüseyin SancarİnciGörevde
Kerim AğırmanİnegölGörevde
Harun AkçayOltuGörevde
Harun KayaOltuGörevde
Şakir AkyüzİzmirGörevde
Hasan SancarEsenyamaçGörevde
Harun AkyüzŞenkayaGörevde
İlhami SevinçEdirneGörevde
Abdullah AkyüzKarsRahmetli
Harun ŞimşekBartınGörevde
Kadir ÇelikKütahyaGörevde
Fehmi CandanAntalyaGörevde
Talip AkpınarAntalyaGörevde
Mevlüt SancarAntalyaGörevde
Cemil SancarBalıkesirGörevde
Mürsel AkyüzİzmirGörevde
Musa AkyüzİzmirGörevde
Sinan KayaRizeGörevde
Yunus AkçayBilecikGörevde
Emre AkçayMalatyaGörevde
Bilal AkçayÇorluGörevde
Ali AslanÇanakkaleGörevde
Nurettin AcarAmasyaEmekli
İhsan SevinçKonyaGörevde
Ali AğırmanErzurumGörevde
İhsan KayaHasankaleGörevde
Hasan AkpınarErzincanGörevde
Recep AltaşBursaGörevde
Hasan AkçayErzurumGörevde
Ahmet AcarNevşehirGörevde
Fatih AcarNevşehirGörevde
İdris Kayaİnci-OltuFahri Görevde

Yemeklerimiz

Yemeklerimiz ile hasuta, çılbır, haşıl vb. aşlarımızı kastediyoruz.

Yemekler
Ayran Çorbası
Bulgur Pilavı
Düymeç
Erişte
Gavut
Gaygana
Gendime Çorbası
Hasuta
Haşıl
Helva
Heyle
Hıngel
Kartol Aşı
Kartol Kavurması
Kelec Aşı
Kesme Çorbası
Keşgâh
Kızambuk
Kuymak
Löbiye
Makarlama
Mıhla
Pestil Kayganası
Siron
Tatar Böreği
Tirit
Umaç
Yahni

Ekmeklerimiz

Ekmeklerimiz ile katmer, kete, cat, pağaç gibi hamur işi olup tandır ve fırında pişirdiğimiz ekmeklerimizi kastediyoruz.

Ekmekler
Arpa ekmeği
Bişi
Cat
Cıllik
Çavdar ekmeği
Düşük
Fırın Ekmeği
Gagala Ekmek
Hoca başı
Kadı Kulağı
Kara ekmek
Katmer
Kete
Pağaç
Su Böreği
Tandır Ekmeği
Yufka

Yemişlerimiz

Bitkisel Yiyeceklerimiz ve Yemişlerimiz ile banda, gırget, sıçankulağı, öküz götü gibi yabani meyvelerimizi ve ısırgan, yemlik, danaburnu gibi bitkisel kökenli sebze ve yiyecekleri kastediyoruz.

Yabani Meyvelerimiz Hakkında Genel Bilgi: Köyümüzdeki banda, salur, çigelek, joğ, gırget, öküzgötü (aluç), sıçankulağı, kuşburnu, lilik, kızambuk gagası meyvelerin olmadığı zamanlarda köylümüzün beslenmesi ve sağlığında çok önemlidir. Çünkü bu yabani meyveler su içerikleri düşük olduğu için, besin maddeleri bakımından normal meyvelere göre daha zengindirler. Ayrıca aromatik kokuları, meyve asitleri, renk maddeleri, mineraller bakımından da normal meyvelere göre daha zengindirler.

Yemişler
Banda
Salur
Joğ
Çigelek
Öküzgötu
Gırget
Sıçankulağı
Lilik
Karayemiş
Pişirilenler
Kuşburnu
Kızamık
Danaburnu
Isırgan
Çaşur
Pancar
Evelük
Mantar
Yaprak-kök yemişler
Yemlik
Kabalak
Gımi
Bayır Telhacı
Su telhacı
Öciyen
Tere
Kuzukulağı
Goşguz
Yer elması
Dikentopbuzu

Meyvelerimiz

Meyvelerimiz ile vişne, armut, elma vb. köyümüzde yetişen meyveleri kastediyoruz.

Meyveler
Armut
Ceviz
Elma
Erik
Kiraz
Vişne

Sebzelerimiz

Sebzelerimiz ile patates, fasulye, soğan, marul, kabak vb. köyümüzde yetişen sebzeleri kastediyoruz.

Sebzeler
Biber
Fasulye
Hıyar
Kabak
Marul
Patates
Soğan

Tahıllarımız

Tahıllarımız ile buğday (her türlüsü), arpa, mısır vb. tahılgilleri kastediyoruz.

Tahıllar
Kırmızı buğday
Beyaz buğday
Topbaş buğday
Kırik
Çavdar
Arpa
Mısır

NOT: Her Hafta “Köyümüzden Haftanın Menüsü” başlığı altında bir yemek, ekmek, yemiş vb. tanıtılacaktır. Sitemiz katkılarınıza açıktır. Katkıda bulunmak isteyenler, yukarıda adı geçenlerden bir yemişi; faydası, yetiştiği yerler, yeme, toplanma zamanı vb. özellikleriyle birlikte tanıtabilirler. Yemek ve ekmeklerin ise malzeme ve tarifi yapılabilir. Örnekler için tanıtılan yemişlere ve tarifi verilen yemeklere bakılabilir.

Oyunlar – Eğlenceler

Top ve televizyon daha köyümüze gelmemişken köyümüzün kültüründe onlarca oyun ve eğlence tarzı vardı. Ne yazık ki bunların büyük çoğunluğu bugün oynanmıyor, birçoğu ise unutuldu ve unutulmakta. Oysa her biri bir espri ve öğretim şekli taşıyan oyunlar hiçbir zaman unutulmayı hak etmiyorlar. Bu oyunların bir kısmı başka köy ve yörelerde de oynanan genel oyunlardır, bir kısmı ise sadece köyümüze has olan geleneksel oyunlarımızdır.

Oyunlar köy ortamının vazgeçilmez eğlence araçlarıdır. Köylünün neşesi, çocukların kaynaşması, ufak çaplı kavgalar, sosyalleşmeler hep oyunlar oynanırken gerçekleşir. Köy kültürünün en iyi aktarılabildiği platformlar da kesinlikle oyunlardır. Bu bakımdan biz oyunların kuralları vb. her türlü özelliklerini not etmek istiyoruz. Bu işin kesinlikle katkılarınızla gerçekleşeceğini biliyoruz ve katkılarınızı da bekliyoruz.

Oyun-Eğlence Adları
Avlanmak
Bar oynamak
Basdik
Biliye
Birdirbir
Bulunti
Cim Cim Ana
Çeçen
Çelik-çomak
Çimmek
Çizgi oyunu
Domine
Düğünler
Ford sürmek
Futbol
Gıllanboci
Güreş
Güvercin taklası
Holla birisi
Kabak
Kasa yapmak
Kayak
Kız taklası
Kız topu
Kızak kaymak
Kiprit oyunu (Hırsız-polis)
Kuyu
Mendil Kapmaca
Menemşe
Mırmıncik
Örümcek
Pil
Derede kumda oyun
Seyire gitme
Sıra türküleri
Sobe
Top mu- kılıç mı?
Voleybol
Yüzük

Not: Lütfen eksik kalanları bildirin. Tanıtmak istediğiniz oyunu detaylarıyla yazarak bize gönderin. Adınızla birlikte yayınlayalım.

Gazilerimiz – Şehitlerimiz

Bölgemizde yüzyıllar boyunca savaşlar olmuş. Osmanlı Rus Savaşları ve özellikle 93 Harbi, Ermeni Katliamlarına karşı koymalar, Ceceim Alaylarının köyümüz arazisinde cereyan eden savaşları, Kurtuluş Savaşı yakın tarihimizin bilinen savaşları. Bunun dışında Osmanlı döneminde üç kıtada savaşan, şehit düşen dedelerimizi de anmalıyız. Nihayet Kore’ye gönderilen askerler içinde olan gazilerimiz ve Kıbrıs Savaşında yer alan gazilerimiz de bulunmaktadır. Savaştıklarını bildiğimiz Hasan Albayrak’ın babası merhum Aslan Albayrak, Ceceim Alaylarının tanığı merhum Rüfet Ağırman (ki konuyla ilgili kendisiyle yapılan röportajın video kayıtları burada yayınlanacaktır.), Kop Dağında Şehit düşen Demirci Mehmet Çavuş’un dedesi Şehit Mustafa Altaş, yine Kurtuluş Savaşı yıllarında orduya alınmış olan merhum Daştan Aktaş dedeyi anmalıyız. Nihayet Kore’ye gönderilen askerler içinde olan gazilerimiz ve Kıbrıs Savaşında yer alan gazilerimiz de bulunmaktadır. Burada adları geçen kişilerin bir kısmı Rüfet Dede ve Cemile Nene’nin röportajlarında da adı geçen kişilerdir.

Şehitlerimiz

Birinci Dünya Savaşı

  • Mustafa Altaş (Ayşe, Zeycan, ve Talha Nenelerin; Ahmet ve Eşref dedelerin babaları; Mehmet ve Fikri Altaş’ın dedeleri) Kop Dağında şehit olmuştur.
  • Yemene giden Şeyihgil’den İsmail Dede’nin dönüp dönmediğine dair henüz bilgi edinemedik.

Ceceim Alaylarının Hüsüpens’te ve Pulun Sırtta yapılan Savaşlarında

  • Fuat (Fiyet) Usta: Hüseyin Akpınar’ın babası Fiyet Emi’nin amcası
  • Molla Mehmet Çelebi: (Hamit, Taksim, Halit, Tahir ve Cemile Nenenin ağabeyleri, önce 16-17 yaşında, geri hizmetinde kullanılmak üzere Erzurum’a götürülmüştür.)
  • Ekşi Mehmet:
  • Parpacı Osman:

Gazilerimiz

  •  Savaştıklarını bildiğimiz Hasan Albayrak’ın babası merhum Aslan Albayrak, uzun süre Rusların elinde esir kalmış, geç zamanlarda köye dönmüştür.
  • Kâmil Efendi: Birinci Dünya savaşında Pulun sırtta yapılan savaşta yaralanmıştır.
  • Ceceim Alaylarında savaşmış olan Ahmet Pehlivan (merhum Rüfet Ağırman’ın babası ki konuyla ilgili Rüfet emi ile yapılan röportajın video kayıtları burada yayınlanmaktadır.)
  • Birinci Dünya Savaşı Gazisi Osman Çavuş (Ahmet Pehlivan’ın Kardeşi). Savaşta yaralanıp esir düştükten sonra 8 yıl boyunca köye dönemeyen Osman Çavuş Birinci Dünya Savaşı Osmanlı dönemi gazilerimizden biridir. Birlik Cami emekli İmamı Ali Hoca hafızlık anılarında şunu söyler: “Okuduğumuz müddetçe amcam rahmetli Osman Çavuş her hafta İnci katmeri ile pileki pağacı yaptırır, semaverle çay demletir bize yedirirdi. “Yeter ki siz okuyun canımı bile size feda ederim” derdi.”
  • Kurtuluş Savaşı Yıllarında savaşmış Arap Dede Lakaplı merhum İbrahim Altunok (yakında hayatını ve anılarını yayınlayacağız.)
  • Topal Kıraç Ahmet Dede Kurtuluş Savaşına katılmış.
  • Yine Kurtuluş Savaşı yıllarında orduya alınmış olan merhum Daştan Aktaş dede de gazi sayılmalıdır.
  • Uzun Ahmet lakaplı Ahmet Kaya, Kore Savaşına katılmıştır. (kendisiyle yaptığımız röportaj videoları yakında yayınlayacağız.)
  • Şerif Kaya Kıbrıs Savaşına Katılmış yaşayan bir gazimizdir. (kendisiyle yapılan röportajı yayınlayacağız.)
Ahmet Kaya, Kore Gazisi
Kore Gazimiz: Ahmet Kaya

Çeşmelerimiz

Köyümüzde yüzyıllardır insanlar kaynak sularından içerek beslendiler. Yüce dağ Akdağ, aklığını biraz da yılın dokuz mevsimi üzerinde kar olmasından almıştır. Kışın karı, yazın soğuk suyu demektir. Akdağ sayesindedir ki köyümüzde zannederim hiç bir tarihte teyemmüm de yapılmamıştır. Çünkü köyümüzde en susuz mesafe teyemmümü gerektiren bir mili (dört bin adım= yaklaşık 1,6 km.) asla geçmez.

Çeşmelerimiz, köyümüzün ve arazilerimizin süsüdür. Her bir köylü hangi mekâna en yakın gözenin, derenin ve pınarın hangisi olduğunu bilir. Suyun adı köyümüzde zaten “göze”dir, “pungar”dır, “çeşme”dir, “çay”dır, “dere”dir, “çerme”dir, “kaynak”tır.

Sularımız da içimine göre tasnif edilmiştir. Tatlı suyumuz, acı suyumuz ve şorak suyumuz vardır. İnce suyumuz, kalın suyumuz ve sert suyumuz vardır. Buz gibi suyumuz, soğuk suyumuz, ılık suyumuz, sıcak suyumuz ve kaynar suyumuz vardır. Bir tekne ekmek yediren suyumuz da vardır, bir lokmayı boğaza tıkayan suyumuz da. Velhasıl suyumuz da insanımız gibi çeşit çeşittir.

Bitirmeden önce çeşmelerin araziye dağılmasında büyük emeği geçen merhum (Hacı Cafer) İbrahim Aksu’ya ve onun izinden giden hayır sahiplerine Allah’tan rahmet diliyorum. Peygamberimizin sadaka-i cariye (akan, hiç kaybolmyan sadaka) müjdesine nail olması için dua edelim.

Bu başlık altında neleri yazacağız, nelerin resmi olacak?

Köyümüzdeki bütün gözelerin adını, adı yoksa yerlerini tek tek sayacağız. Mümkün olursa fotoğraflarını yayınlayacağız. Sulu derelerimizi, arazide köylümüzün başına gidip su aldığı yerleri tek tek sayacağız. Ancak şimdilik özellikle yapılmış çeşmelerin, pınarların adını aşağıda sayıyoruz.

Niyetimiz bu çeşmeleri tek tek tanıtmak: Yerini, suyunun kalitesini, özelliklerini, kimin, ne zaman, nasıl, niçin yaptırdığını, kimlerin özellikle hangi mevsimde faydalandığını, farklı özelliklerini hepsini kayıt altına almak istiyoruz. Bu konuda her türlü katkıya açık olduğumuzu belirtelim: Pungarın, çeşmenin adı, yeri, tanıtımı ve fotoğrafı konusunda her türlü katkılarınız sizin adınızla birlikte yayınlanacaktır. Bir çeşmenin tanıtımı da sizden olsun, böylece o aktığı müddetçe adı da var olur ve size de sevap yazılmaya devam eder, inşaallah.

Konu Başlıkları

  • Hacı Cafer İbrahim Aksu (Köyümüzde çeşmelerin yapımının piri)
  • Su kaynaklarımızın kullanımı
  • Çay
  • Sulu dereler (tek tek)
  • Arklar
  • Çay kenarındaki ve arazideki gözeler (tek tek)
  • Acısu
  • Aksu
  • Aşağı Çeşme (Köyiçinde)
  • Cumanın Pungarı
  • Çakmaktaşı Pungarı
  • Çatağın Pungarı
  • Çerme
  • Çingene Çukurlarındaki su
  • Çolağın Pungarı
  • Dana Pungarı (eski)
  • Dana Pungarı (yeni)
  • Eysüpensin Su
  • Eyüb’ün Pungarı
  • Gölyer’in Pungarı
  • Gözeler (Akdağ)
  • Gözeler (Orcuk?un Dağı)
  • Güllünün Pungarı
  • Güynes’in Pungarı
  • Hacının Pungarı
  • Hığerin Pungarı
  • İğasorun Başındaki Çeşme
  • Karşının Su
  • Kotkotun Pungarı
  • Kovuşun Çeşme (Köyiçinde)
  • Köşmekin Pungarı
  • Kuntuvarın Suyu
  • Nohralı Pungarı
  • Orta Çeşme (Cami?nin Çeşmesi)
  • Orta Pungar
  • Şabanın Pungarı
  • Tarmut’un Pungarı
  • Yukarıki Çeşme (Köyiçinde)

Köyümüzdeki Arazi Ve Yer Adları

Bu hafta sizlere köyümüzün dağlarının, taşlarının, tarlalarının, arazilerinin, çeşmelerinin kısaca bütün mekânların adlarını sunuyoruz. Yanlış yazdığımız, tekrar yazdığımız ya da yazmayı unuttuğumuz arazi adlarını yorumlar kısmına eklemenizi sizden rica ediyoruz. Elinde arazi resimleri olanlar nereye ait olduğunu belirterek bize gönderebilirler. Çünkü bu arazilerin resimlerini link olarak eklemeyi düşünüyoruz. Büyük bir köy haritası üzerinde gösterme işini de ilerleyen zamanlarda yapacağız inşallah. Yorum, arazi ismi ekleme ve resim destekleriniz için şimdiden teşekkür ederiz.

İsim
Abdulunkuruni
Acısu
Ağanınçukuru
Ağıllar
Ağyar
Akdağ
Aksu
Alınınçayırları
Ambargüney
Anzavel
Armutlarınbaşı
Aslanınpuli
Aşşahkipungar (Köyiçinde)
Atmeydanı
Ayluğundere
Ayluğunkuzey
Ayluğunögü
Badıraz
Beşirinboyun
Bişerintaşı
Böküli
Böküntarlası
Bökütgüney
Böyük Hars
Böyük Hösenk
Böyük Kavluk
Böyük Tumbundibi
Bulbulan
Bulbulanınsırt
Camuşuntumbi
Cart
Catalçam
Cennet Nenenin Çayırı
Cilgölü
Cindaşı
Cires
Cumanınpungari
Çadırlarındere
Çakmakdaşı
Çakmaktaşınınpungarı
Çamurlu
Çarkınönü
Çatağınpungarı
Çatak
Çay
Çemenniyar
Çemenniyarınbaşı
Çerme
Çevirmenindüz
Çıtıgil
Çıtınınçayırı
Çıtınınpungarı
Çingençukurları
Çisimet
Çolağınpungarı
Çukurtarla
Dağ
Danapungarı (eski)
Danapungarı (yeni)
Degirmanınönü
Deveçayırları
Dikenligöze
Dikilitaş
Dinginönü
Düzmeşe
Egikum (Agukum)
Ense
Esysüpens (eskihüsüpens)
Eysüpensinpungarı
Eyübünpungarı
Gabanınönü
Garaotluk
Geçütünboğaz
Gedük
Gezor
Gölgah
Gölünbaşı
Gölyer
Gölyer?in Pungarı
Gözeler
Gözeler (Akdağ)
Gözeler (Orcukundağ)
Güllipungar
Güreşboynu
Güynes
Güynesinpungarı
Hacınınçukuru
Hacınınpungarı
Hanınbaşı
Harkınbaşı
Harsınönü
Hığer
Hığerinpungarı
Hıros
Hırsızdere
Hozanlar
Huvağınmeşesi
Hüsüpens
Iğasor
İğasorunbaşı
İncedere
İncegüney
İncepara
Jajlar
Jajlarınsırt
Kabanınbaşı
Kabapelüt
Kadıçam
Kadiroğlu
Kamişlibarmak
Kankusur
Kannımerekler
Kannıpul
Karadaş
Karakırma
Karaotluk
Karapungar
Karasu
Karasuyundere
Karataş
Karayohuş
Karıncalıdere
Karşı
Karşıkisu
Karşıkitarla
Kartalkaya
Kavahluk
Kavaklıboyun
Kavurmacukurları
Kayınluğundere
Kayınluk
Keş
Keşinaltı
Kıbleçamı
Kırçel
Kırızlıboyun
Kıynel
Kızambuğunçukur
Kızılgüney
Kilisetarlaları
Korgöze
Korkulukuzey
Kotkot
Kotkotunpungarı
Kotparmağınkuzey
Kotparmak
Kovuşunçeşme (Köyiçinde)
Köprününbaşı
Köşmek
Köşmekinpungar
Kötüyol
Kötüyolunbaşı
Köyünbaşı
Kumluboyun
Kuntuvar
Kuntuvarınsu
Kurtlukuzey
Küçük Hars
Küçük Hösenk
Küçük Kavluk
Küçük Yatak
Kürdüntarlası
Laleliboyun
Lazoğlu
Madur
Mağarabaşı
Mağaranınönü
Masirik
Menemşeluk
Meşeçayırları
Meşeliparmak
Mezarlık
Mollagilintarla
Musanınçukurları
Nişangâh
Nohrali
Nohralinınsu
Nuriyeninyanuği
Odunlugöl
Olukdibi
Orcuğundağı
Orcukdere
Ortakavluk
Ortaparmak
Ortapungar (Akdağ)
Ortapungar (Camininçeşmesi)
Otlukoltuk
Oynakgöl
Oyüz
Petehlüh
Peyler
Pirininçayırları
Puğasurundib
Pulunsırtı
Sarıkaya
Sırthozan
Söğütlüdere
Susuz
Şabanınpungarı
Şebdaşı (Torbadaşı)
Şebkaya
Şirininyanuği
Şorahçayır
Şorahpungar
Tarmut
Tarmutunpungar
Tavukpinleri
Teskül
Tihdaş
Tiper
Titine
Tuzhana
Uzunhozan
Üresger
Üşiler
Yanuk
Yasininkavaklığı
Yatağıngötü
Yatak
Yayla
Yaylagüney
Yohşunbaşı
Yukarkipungar (Köyiçinde)
Ziyaretdüzi

Cıdır Ahmet Dedenin Ardından

Köyümüzün eski çınarları bir bir devriliyor, farkında mıyız?

Çocukluğumda kış gecelerinde, ailemizin akşam oturmaları için Merhum Mösüne (Muhsine) Nenemin evine mutlaka giderdik. Harmanın altından girilen eski karanlık evde, elektriğin olmadığı zamanlarda ürpermişliğim vardır. Allah rahmet eylesin, meyvelerden ne varsa mutlaka biz çocuklara verirdi. Evimiz aşağı mahallede olmasına rağmen Ahmet Dede?yi o zamanlardan tanıdım. Muhsine Nenemin vefatından sonra ?Yalnızlık Allah?a mahsus, oğul!? derdi sık sık? Büyükleri olan nenemi ve ablası Nazlı Nenemi ziyarete gelir, mutlaka ismimle, medreseden sonra ise ?Hafiz? diye takılırdı. Son zamanlarda ise ?Hoca?!

Devamını oku

Biliye Oyunu (Misket)

Biliye oynayacaklar önce birer bilye (misket) alırlar. Düz bir harman bulunur. Harmana bir kuyu kazılır. Kuyu kara lastiğin topuğuyla kazınırsa çok güzel olur. Kuyudan üç, dört metre uzaktan bir çizgi çekilir ve bu çizginin adına emel denir. Önce herkes emele gider. Elindeki bilyeyi kuyuya girecek şekilde ya da en yakın olacak şekilde atar. Bu oynama sırasını belirlemek için yapılır ve motor sporlarındaki sıralama turları gibidir. Eğer bu atışlarda bir bilye ötekine çarparsa atışlar yenilenir ve önceden alınmış sıralar geçersiz olur. Sonra tekrar emele gidilir, bilyeler atılır. Kuyuya en yakın olan oynamaya başlar.

Devamını oku

Kaç Gogara Kabak Olur?

Öncelikle oynayacaklara birer numara verilir. Bu numaralar 1, 2, 3, 4, 5 gibi ritmik devam eder. Ebe eline bir kemer (kayış) alır. Sonra şöyle diyerek oyunu başlatır. “Ben bizim tarlayı ektim biçtim 5 kabak oldu.”

Beş numaralı oyuncu hemen cevap verir: ?Beş kabak olmaz.?

Ebe hemen sorar: Ya kaç kabak olur?

Beş numaralı oyuncu aklına gelen bir numara söyler. Örneğin, ?2 kabak olur? der. Böylece iki cevap vermelidir.

Devamını oku

Joğ

Türkçe’de bilinen adı ahududu

Latince adı: Rubus fruticosus

Köyümüzün yabani yemişlerinden biri joğdur. Çoruh vadisinin birçok bölgesinde olduğu gibi, köyümüzde de ormanlarda, derelerin güney kenarlarında yetişmektedir. Yoğun olarak İncegüney?de, Ganlımerekler?de, Sarıkaya?nın önünde, Iğasor?da, Orcukdere?de, Mağarabaşı?nın çeşitli derelerinde bulunmaktadır. Böğürtlen köyümüzde taze tüketilirdi. Ancak şimdilerde, marmelat ve reçel olarak da değerlendirilmektedir.

Devamını oku

Salur

Türkçe yaygın adı: Yabani erik

Latince adı: Prunus spinosa

Erzurum?un İspir ve Uzundere ilçelerinde yoğun olarak bulunan salur, köyümüzde de yetişmektedir. Uzundere?nin Öşvank köyünün salurları çok ünlüdür.

Köyümüzde salurlar, Tarmut?ta, Çatak?ta, Gezor?da, Gölyer?in bazı bölgelerinde ve her tarafta tarla tumplarında bulunur. Özellikle mezarlığın duvarındaki salurlar, çocukluğumuzun ikilemleri arasında büyük yer tutar. Köyümüzdeki âdete göre mezarda yetişen bir şey yenmez, hatta hayvanlara dahi yedirilmez. Oysa yeşil, bordo, kırmızı, sarı salurlar yolun üzerine sarkmakta ve biz çocukların ağzının suyu akmaktadır. İşte ikilem budur: Mezardan yenilir mi? Mezarın salurları en güzeli ve olgunlaşmış yememek olur mu? İtiraf edeyim ki hep korku içinde yerdik. Yedikten sonra da ne zaman bize bir şey olacak korkusuyla beklerdik. Üstelik salur dipleri yılanların doğal mekânı sayılır.

Devamını oku

Bed Sözlerden Bir Konuşma: Beddualar

Yer: Süt damı
Kadınlar oturmuş sohbet etmektedirler:

– Gız Anşa, gördün mi? Beymurat tikilacahlar. Getmiş, bula bula bizim çayırı yedürmişler. Zatan billohma otumuz var. Oni de soyha galacah danalar yimiş. Bilmérem bu dana çobanını biz neye duttuh.

– Gız, her teref ot dutmiş. Gétmiş, dört tene otun peşine düşmişsin.

– Toprah başaan. Dağın daşın otuni sene kim getürecah ki mallara veresin.

– Ellerin keriç mi dutmiş. Orah ne güne durér.

Devamını oku

Kızambuk Ağacı

Türkçe Adı: Kızamık

Latince adı: Berberis vulgaris

Tıbbî Faydaları: Meyveleri soğuk algınlığına karşı kullanılmaktadır.

Yetiştiği yerler: Köyde meşe içlerinde, tarla tumplarının kenarlarında, özellikle erken olarak Madur?da, Tarmut?ta. Erzurum?da Çoruh vadisinde, Tortum gölü çevresinde yoğun olarak bulunur. Kızambuğun yaprakları ilkbaharda toplanır. Kırmızı küçük meyveleri ise -ki biz kızambuk gagası deriz- Eylül sonunda olgunlaşır.

Devamını oku

Cim, Cim, Cim Ana

2, 3, 4 yaşındaki bir kaç çocuk, bir büyüklerinin eşliğinde eğleniyorlar. Eller karışık bir şekilde üst üste gelecek şekilde ve işaret parmağıyla başparmakla alttaki ellin derisini sıkmaktadır. Başlanır eller aşağı yukarı sallanmaya. Sallanırken aşağıdaki tekerleme söylenir. İşte bu küçük çocukların eğlencesi “Cim Cim Cim Ana”dır.

Aynı oyunun farklı yörelerde farklı tekerlemeleri vardır. Biz geçimimizin dayalı olduğu arpa, buğday ve sarıkoyunu söyleyip eğlenirken, başka memleketler kendi geçimleriyle, kültürleriyle tekerlemelerini söylüyorlar. Karşılaştırma olsun diye, işte size iki örnek: Biri bizim “Cim Cim Cim Ana”, diğeri Rize’den “Çimi Çimi Çirona”. Form ve şekil aynı; içerik ve sözler farklı.

Devamını oku

İlim Öğrenilir mi, Yenilir mi?

Evet, yanlış duymadınız. Bizim köyde ilim yenilir. Yeni nesiller değil belki, ama 30?un üzerindeki her köylümüz neredeyse ilim yemiştir. Nasıl mı? Anlatayım efendim.

İlim öğrenilir, talep ve tahsil edilir değil mi? Oysa bizim köyde ilim yenilir bir şeydir de. Aylardan Mayıs ya da Haziranın ilk günleri, yani geç ilkbahardır. Önünde öküzlerle Mağarabaşına, Eysüpens?e, Tiper?e, Üşüler?e, Alininçayırları?na giden hodak, mutlaka cebinde keskin bir Huvak bıçağı taşır. Ya da kuzuları almış, Orcukdere?ye, Garşı?ya, Gavluğ?a gitmiş bir çocuktur. Öküzler, kuzular yayılırken (otlarken) hodağın işi yoktur. Hodak, kendine bir eğlence bulmalıdır. Eline alır bıçağı. Çıkar bir doruğa. (Doruk, çamın körpesine denir.) Kabuğu oldukça yufkadır. Kâğıt gibi düz, sapsarı. Kabuğun altına bahar olduğu için su yürümüş, elastiki bir jel halini almıştır, jelâtin kadar şeffaf ve ince yani. Ağaç gövdesinin üstünde, kabuğun hemen altındadır. İşte bu ilimdir. Tadı mükemmel, şekli ince ve şaffaftır. ?Peki, nasıl yeriz ilimi? derseniz?

Devamını oku

Bir Bayram Arefesi

Kurban Bayramınız şimdiden mübarek olsun!

Büyük şehirlerde yaşayanlar bilir: Kurbanın alınmasından -kayrılmasından demiyorum- kesilmesine kadar bir sürü meşakkati vardır. Hele son yıllarda medyanın ?kurban kaçma sahnelerini? bayramın en seyirlik malzemesi haline sokması da cabası. Bayram artık dinî bir gün değil, ya tatil, ya da kaçak hayvanların oynadığı bir film. Oysa köyümüzün bayramları her haliyle güzeldir.

Şimdi size halen yaşayan bir geleneğimizi aktaracağım. Hayır, bayram günü değil, arefe gününü. Arefeyi diğer günlerden ayıran en önemli şey, köyümüzde kütük patlatılmasını ve sırık ucu atılmasını seyretmektir. Bir de yeni elbiselerini giyen çocukların birbirlerine ?bayramda bele misin?? sorusudur. Yani ?bayramlık elbiselerin bunlar mı?? Esasında fakirliğin sorusudur bu. Maşallah şimdiki çocuklarımızın giyimleri her gün bayramlık gibi. Şimdi detayları anlatalım:

Devamını oku

Banda

Bandanın daha bilinen adı yabani armut. Latincesi Pyrus eleagriftolia. Çoruh vadisinde oldukça yoğundur. İspir, Uzundere ve köyümüzde oldukça yaygındır. Zaten köyümüzde Çoruh havzası içinde yer almaktadır.

Banda ağacı oldukça serttir. Baltayı vurduğunuz zaman geri sıçrar, yani balta bu ağacı zor keser. Bu yüzden tırpanların natındaki elcek genellikle bandadan yapılır. Kargalar banda çalılarını taşıyarak yuva yaparlar. Banda toplamaya çıkan her çocuk, bu ağacın kazık gibi sivri uçlarıyla, haşin gövdesiyle yaralanır. Sağlam bir kök üzerine kurulu onlarca dal, kısa boy ve tepesi genellikle yuvarlak bir ağaçtır. Çoğu kez de bodurdur.

Devamını oku

Tandırın Başında

Tandır, hayatımızın en temel ihtiyacı gıdanın, gıdalarımızın vazgeçilmez olanı ekmeğimizin üretim mekânıdır. Bunun için değerlidir. Nimetin nimet olduğu yerdir. Tarlayı sürmek, tohumu ekmek, sulamak, biçmek, dövmek, yıkamak, un yapmak, yoğurmak gibi bir çiftçinin bütün faaliyetlerinin finalidir. Emeklerin zirvesi ekmektir. Ekmeğin mekânı da tandırdır. Kısava tandır, karın tokluğudur.

Tandırlar bir başka işe de yararlar. Mısır, patates ve hatta kemikler akşamdan tencere içinde tandıra konulur ki pişsin. Malzeme pişer, ancak başkasına da düşer. Bazen bir kimsesiz, bazen bir hırsız, bazen de köyün delikanlıları tencereyi çıkarır, içindekini bir güzel afiyetle yerler. Malzeme sahibine de tencere sokağa atılmamışsa yemeği helal etmek düşer. Boşuna dememişler, ?Tandurun başı, kartul aşı, köyün başı, kabanın başı, karşı, bişi mişi? diye.

Devamını oku

Çeçen Oyunu

Çeçen, köyümüzde oynanan geleneksel oyunlardandır ve en güzeli unutulmamıştır. Gençler arasında dağ günlerinde, pikniklerde hâlâ oynanan bir oyundur. Çeçen oyunu, esasında modern beysbola benzeyen bir takım oyunudur. Tabi ki kurallar farklı.

Çeçen Oyunla İlgili Bazı Kavramlar: Culli culli cumart, südük, holla, çelik, çalik, yamalık, daire, kıldırma attırmak, cığızlık, yanmak, can almak, ölmek, karşılamak. Anlamlarını merak ettiyseniz buyurun yazının devamını okuyun.

Malzemeler:
1. Öncelikle oynanacak yere üç-dört metre çapında bir daire çizin. Bu daireyi çubukla, balta ağzıyla yeri eşeleyerek çizebilirsiniz, ya da mümkünse kömürle, tebeşirle oluşturabilirsiniz.
2. Daireni merkezine tepesi düzgün hale getirilmiş çapı 5-6 cm?lik bir kazık çakın. Kazığın yerden yüksekliği bel seviyenizden biraz fazla olabilir.
3. 25-30 cm uzunluğunda, 2-3 cm çapında dal parçaları kesin. Kuru olmasın, hemen kırılır, budaklı olmasın, oyun esnasında size zarar verir. İşte bu oyun malzemesine ?çelik? ya da ?çalik? adı verilir. İsteyen istediği çeliği kullanabilir. Çeliğin iyisi çırtiden, karaağaçtan, yaş pelitten ve yaş çamdan olur.
4. Holla denilen sopa da gereklidir. Oyuncunun kendi kol boyu herhalde iyi bir orandır. Bununla birlikte hollanın boyu insanın sopayı sallama kabiliyetine göre değişebilir. Aksi belirtilmedikçe oyun esnasında herkes kendi hollasını ya da mevcut hollalardan herhangi birini kullanma hakkına sahiptir.
5. Ayrıca oyuncular için çeliğe havada iken dokunabilecek her şey örneğin çamın yapraklı dalları, ağaç dal parçaları, ceket, kazak vb. malzeme gerekli olabilir.

Devamını oku

Kızambuk

Bu yemeğin ana malzemesi, bir çeşit çalı-ağaç olan kızambuk dallarının yaprağının ilkbaharda toplanması ile elde edilir. Yaprakların taze olmasına özen gösterilmelidir. Dikenli kızambuk ağacının yapraklarının toplanması zor bir iştir. Taze, yeşil ve özellikle körpe kızambuk toplanırken pişirilmeden de yenebilir. Yapraklar yeşil kalacak şekilde uygun bir güneş altında kurutulur. Her yeşil yaprak gibi kurutulmayan ve havalandırılmayan kızambuk da çürüyebilir, kızabilir ve yanabilir. (Dikkat: Burada kızma ve yanma yaş saklanan ot-yaprak türünün özel bir şekilde ısınması ve çürümesidir.) Yemek yapmak için alınan iki büyük tas dolusu kurutulmuş kızambuk iyice dikenlerden arındırılmalıdır. (Kızambuk ile ilgili detaylı bilgiler için bk. Kızambuk Ağacı başlıklı yazımız)

Devamını oku

Yusuf Altaş (Topal) Hoca

Resmi kayıtlara göre 1336 rumi yılında Oltu’nun inci köyünde dünyaya gelmiştir. Buna göre doğum yılı 1921 yılına tekabül etmektedir. Bilindiği gibi Osmanlı Devletinin yıkılıp düşmanın Anadolu?yu istila ettiği yıllardır. Maddi ve manevi açıdan çok çetin bir dönemdir. Bir tarafta yokluk ve kıtlık, öbür tarafta korku ve endişenin hüküm sürdüğü bir dönemdir. Hocanın çocukluğu zor bir dönemde ve çetin şartlar altında geçmiştir.

Tahsil çağına geldiği zaman okuyacağı ne bir medrese, ne de bir mektep mevcuttur. Bu sebeple babası onu köyün imamı Ahmet Çelebi Hocaya Kuran öğrenmesi için götürür. O zaman Kuran okutmak ve okumak yasak olduğundan Hoca bu işe pek taraftar olmaz. Ama tamamen de reddetmez. Böylece derslere başlar, en büyük arzusu hafız olmaktır. Fakat Ahmet Hoca zaman zaman derslerini dinler zaman zaman da başından savar. Bunun için hafız olması mümkün olmaz. Buna rağmen onun okuma, öğrenme isteği asla sona ermez. Bir taraftan çobanlık yapar, diğer taraftan da fırsat buldukça Hocanın kapısını aşındırır.

Devamını oku

Dönere Övgü

Neredeyse bütün insanların ortak zevkler hamburger ve kola gibi geliştirdikleri, daha doğrusu bu zevklerin insanlara dayatıldığı bir dünyada, benim dönere övgü diye bir yazı yazmamı garipseyenler olabilir. Ne gam, ister garipseyin ister garipsemeyin, gene de buyurun döner muhabbetine.

Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi,
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.

M. Akif Ersoy

Oltulular’ın Oltu dışında karşılaştıklarında sohbetlerinin dönüp dolaşıp dönere gelmesi şaşırtıcı değildir. Zaten birbirlerine verdikleri ilk haber de yeni açılan döner salonlarıdır. Aydınlanma devri Fransa?sındaki ?edebiyat salonları?na inat, Oltulular?ın ?döner salonları?… Muhteşem! Bu döner salonlarının İstanbul?da, Ankara?da, Bursa?da hulasa her şehirde nerede oldukları bellidir, erbabınca iyi bilinir ve keyif kabilinden de olsa mutlaka bir iki cağ yenir.

Devamını oku

Dönere Yergi

Geçen sayıda yazımıza insanların geliştirdikleri ortak zevklerden söz açarak başlamış ve “Dönere Övgü”yle bir geleneğe işaret etmiştik. “Dönere Övgü” yazarı bu defa “Dönere Yergi” yazıyor. Övgüden sonra yergi. Ama dikkat sövgü değil!

Post-modern olan yerelliği, çok sesliliği ve farklı kültürel değerleri barındıran bir tarz olduğuna göre dönere övgü yazılabilirdi ve yazıldı. Eskiden ?herfene arifane? yapılırmış ve biz de ucundan kıyısından yetiştik bu güzel adete. ?Herfene?de esas olan, yiyecek namına evde ne varsa onu alıp eğlence evine götürmek ve ortak malzemeden yemek, ekmek, tatlı vb. yapmak ve hep birlikte yemekti. Biri yağ, biri un, diğeri şeker, öbürü su getirir ve helva yapılırdı. Zengin fakir ayrımı ortadan kalkar, herkes aynı sofraya çökerdi.

Düşündüm de bir yergiyi de hak eder döner. Kebap mı demeliydim yoksa? Her neyse… Ama belirtmeden geçemeyeceğim bir şey varsa o da kebabın parasal açıdan zenginlere özgü bir damak zevki olması gerekirken, zengin fakir herkesin bu zevke katıldığıdır. Nasıl mı?

Devamını oku

© 2020 iNCi KöYü

Scroll Up