Kategori: Şiir (Sayfa 1 / 2)

56 kayıt bulundu

Erzurum’un Oltu İnci’sindenim…

ORADA

Sıla Gibi Diyar Asla Bulunmaz
Aklımız Fikrimiz Daim Orada
Yazılmış Yüreğe Silsen Silinmez
Hem Toprağım Taşım Suyum Orada

Orada Büyüdü küçük Bedenim
Sevgiyi Öğretti Gelip Gidenim
Erzurum’un Oltu İnci’sindenim
Vilayetim Kazam Köyüm Orada

Kırk Beş Yıllık Bostanım var Bağım Var
Anılarla Dolu Dolu Çağım Var
Derdimi Dökecek Gam Ortağım Var
Yarenim Ahbabım Beyim Orada

İsmail Özlemi Eylemez İnkar
Hasret Payasından Çekiyorum Zar
Anamın Babamın Mezar Taşı Var
Emim Bibim Ezem Dayım ORADA

İsmail ÇeliK

Adâlet

Atışma Sefili – İsmail

Sefili:
Haklının hakkını haksıza koymaz
Adaletin icraati güzeldir
Vicdanda adalet şeytana uymaz
Kararında nihayeti güzeldir

İsmail:
Zalim karşısında mazlum yanında
Adaletin merhameti güzeldir
Savaş meydanında masa başında
Adaletin itikatı güzeldir

Sefili:
Adalet insanın başının tacı
Adaletsiz kalmak her şeyden acı
Çünkü insanların var ihtiyacı
Adaletin bidayeti güzeldir

İsmail:
Adalet imanın temel taşıdır
Adalet kanunun satır başıdır
Fatih Sultan Mehmet Han’ın işidir
Adaletin hürriyeti güzeldir

Sefili:
Adalet Sefile bin örnek oldu
Adalet uğruna çok insan öldü
Adalet Hazreti Ömer’den kaldı
Adaletin marifeti güzeldir

İsmail:
Adalettir İsmail’in görüşü
İnsanlığa teşvik eder barışı
Mümincedir adaletin yarışı
Adaletin selahati güzeldir

Aşık sefili / ismail çelik

Kömürcüoğlu’ndan Elveda

Kömürcüoğlu Kadir Altaş yakın zamanda iş hayatını noktaladı ve emekliye ayrıldı. Allah’tan kendisine uzun, sağlıklı ve huzurlu bir ömür diliyoruz.

İstanbul’da hastalarımız hep Vakıf Guraba’da yattı. Kömürcüoğlu çünkü gariplerin yanındaydı. Hizmet etti, yüksünmedi, şimdi biz de ona hizmetleri için teşekkür ediyor ve duamızı tekrarlıyoruz: Allah ona uzun, sağlıklı ve huzurlu bir ömür versin.

Kömürcüoğlu’nun hizmeti çoktur, hasletleri fazladır. Ancak onun en önemli özellikleri elbette şairliği, insanına düşkünlüğü, vatanını sevmesi. Tabi fotoğrafçılığını, tarihçiliğini de unutmamak lazım. Ayrıca hatıra hazinesi gibidir. Bu vesileyle emekliliğinin köyümüz hakkında hazırladığı kitabı hızlandıracağını umut ediyoruz, kitabı da merakla bekliyoruz.

Kömürcüoğlu’nun her önemli olayı dile getiren bir şiir kaleme alması adetidir. Mesela Keçiler köyümüzde yasaklandığında Keçiler şiirini yazması büyük ses getirmişti. Akdağa şiir yazdı; köyümüzün özel insanlarının güzelliğini anlatan şiirler yazdı; hocaları, hafızları, postaları, garipleri anlatan şiirler yazdı. Dağ günlerine şiirler yazdı. [Bu şiirlerin bir kısmı “Gülü de Ağlatmışlar” adıyla bir kitap olarak da yayınlandı.] Sitemiz üzerinden atışmalar yaptı. Köyümüzün ozanı, atan kalbi, söyleyen dili oldu. Aşklar, acılar, gurbetler, ayrılıklar, sevinçler, umutlar hep onun kaleminden damıttığı şekliyle kalbimize damla damla aktı. Şimdi ise kendi emekliliğine, kemaline, elvedasına bir şiir yazdı. Buyrun hissiyatını kendi dilinden okuyalım:

ELVEDA

Kırk yıldır her gün koştuğum işim
Yaş kemale erdi sana ELVEDA
Ağardı saçlarım döküldü dişim
Gençlik hayallerim hazzım ELVEDA

Nice yazı yazdım dosyalar dizdim
Kanunu nizamı ruhuma yazdım
Namertler yüzünden canımdan bezdim
Meydan sizin olsun kalın ELVEDA

Her gün hastalarla hemhal oldum
Gün oldu boş kaldım gün oldu doldum
Gahi sitem yedim gah dua aldım
Yardımım bekleyen dostlar ELVEDA

İki dostum vardı kalem ve kâğıt
Gün oldu dertlere yazdık bir ağıt
Dosyaları topla evraklar dağıt
El derdiyle saçım yoldum ELVEDA

İşte gün yüzüne asla bakmadım
Abdestsiz duasız evden çıkmadım
Yağımla kavruldum ele bakmadım
Menfaat için koşan naslar ELVEDA

Haramdan sakındım elim sürmedim
Devletin malını ele vermedim
Bir toplu iğneyi vurup kırmadım
Vatana verdiğim hizmet ELVEDA

Aş verdi iş verdi hem barındırdı
Ben hasta olunca beni kayırdı
Sakladı kokladı elden ayırdı
Devlet memurluğum unvan ELVEDA

Sırt sırta verip rızık kazandık
Kâğıtlar üstüne işleri yazdık
Gahi sitem ettik gâhi de kızdık
Mesai dostlarım size ELVEDA

Amirlik eyleyip gönül kırmadım
İstenmeyen yere asla varmadım
Halden bilmeyenle ahbap olmadım
Amirlik memurluk bitti ELVEDA

Ne kahırlar çektim elin dilinden
Uykusuz geceler geçti ömrümden
Münafık dostlardan namert elinden
Sahte arkadaşlar size ELVEDA

İşimi sevdim neşeyle koştum
Evimi sevdim yuvama taştım
Yalandan riyadan hep uzak kaçtım
Kıymet bilmeyenler kalın ELVEDA

Bana kucak açan sandalyem masam
Sizler bilirsiniz derdim ve tasam
Sarıldık koklaştık ben nasıl küsem
Hakkınızı helal edin ELVEDA

Her sabah çayımı bana getiren
Kirimi pasımı silip süpüren
Bunca angaryamı alıp götüren
Çorbamı dolduran canlar ELVEDA

Erzurum, Gureba, Güngören, Lepra
Yola revan ol da eşyanı topla
Doğruluk çizginden yâdlara sapma
Her rüzgârla esen sazlar ELVEDA

Kapım açıktı ve sofram açıktı
Yıllarca insanlar sel oldu aktı
Nicesi derdinden şifayla kalktı
Hatır gönül soran dostlar ELVEDA

İnsana hizmeti şiar edindim
Çalıştım çırpındım dostlar edindim
Kini nefreti kalbimden sildim
Her gün kapım çalan yaren ELVEDA

Haram bir lokmayı eve sokmadım
Elin mal mülküne kem göz bakmadım
Bağrıma taş bastım gönül yıkmadım
Her dem kahrım çeken canan ELVEDA

Her türlü nazımı kahrımı çeken
İşten ayrılınca gözyaşı döken
Kadere rızayla boynunu büken
Gönül sultanlarım kalın ELVEDA

Kömürcüoğlu bu yazım kaderim
Hizmet bu kadarmış çeker giderim
Yarana ahbaba selam ederim
Görev sona erdi bana ELVEDA

Kömürcüoğlu Kadir ALTAŞ 02.01.2015

Kâmil Hoca

Yine aramızdan bir yıldız kaydı
Ansızın ayrıldı ah Kamil Hoca
Çalıştı Kur’an’ı aleme yaydı
Matemlere boğdu ah Kamil Hoca

Zekiydi dersini erken yapardı
Bir güzel söz duysa hemen kapardı
İyi bir mümindi Hakka tapardı
Hafızı Kur’an’dı ah Kamil Hoca

Hocaoğulları Ahıska boyu
Bir asıl oymaktan gelirdi soyu
Halimdi selimdi güzeldi huyu
Kin nefret bilmezdi hay Kamil Hoca

Pasinler Sürbahan İnci Köyü’ne
Süslenmiş bezenmiş gelmiş düğüne
Bir anda İmamlık çıkmış önüne
Tahir Hocaların boy Kamil Hoca

Molla Tahir baba Fadime anası
Kur’an’a başlattı Yusuf Hocası
Derslere başladı nur pervanesi
Örnek öğrenciydi gah Kamil Hoca

Dinletti hıfzını oldu bir hafız
Bir güzel okurdu seyredin bir siz
Kervan yola çıktı tasalar yersiz
Erzurum durağı eh Kamil Hoca

İlk mesken Caferiye Medresesi
Talime başladı Kevser Süresi
İçinde tutuştu aşk meşalesi
Yola revan oldu rah Kamil Hoca

Askerlikte İstanbul‘du durağı
Buraya kuracaktı tahtı otağı
Haznedar cami imamlık bağı
Göreve başladı eh Kamil Hoca

Yerini değişti Moda’ya gitti
Köylülük zırhını orada yırttı
Bekarlık sultanlık yan geldi yattı
Evlilik zamanı vah Kamil Hoca

İsmi destan oldu dilde yürüdü
Evin zeminini çöpler bürüdü
Toplanın arkadaşlar Kamil çürüdü
Kararlar alındı kah Kamil Hoca

Gelin ahbapları obaya dolun
Mutlaka bir eşi var her kulun
Süt ile haşılı yiyeni bulun
Kandıra’dan selam var Kamil Hoca

Hazırlık başladı düğün telaşı
Toylar yolda Ahmet sen düğün başı
Cilveloy dediler vurdular taşı
Kürt Ahmet şoförün bah Kamil Hoca

Birlikte miteli Moda’ya attık
Halıya kilime kıvrıldık yattık
Çemen bakkalında ekmek de sattık
Bizlere da çektin nah Kamil Hoca

Güzel toy düğünle gelin getirdik
Böylelikle bekarlığı bitirdik
Biz meydanda kaldık evi yitirdik
Yuvanda huzurlu ol Kamil Hoca

Kırk beş yıl İstanbul meskenin oldu
Evin bereketlendi çocukla doldu
Seni her arayan yanında buldu
Muhabbette oldun şah Kamil Hoca

Ahraca giderdik arar bulurdun
Ağır ayak idin geç de kalırdın
Geldiğin ortama neşe salardın
Bunlar meziyetin vah Kamil Hoca

Biz sitem ederdik hoş karşılardı
Her türlü sohbette yine o vardı
Yıllar çabuk geçti Kamil yaşlandı
Sabır ağacıydın eh Kamil Hoca

Dört oğlan üç de kız yedi horanda
Tahsilini yapmış hepsi bir yanda
Koşup geldiler hava ve karada
Hizmet eylediler bah Kamil Hoca

Bir kış gününde zaman akşamdı
Bir anda feryatlar afakı sardı
Ahbabın yaranın kavruldu yandı
Dosta geçit vermez kış Kamil Hoca

Bilcümle dostların saf saf dizildi
Hepsinin gözünden yaşlar süzüldü
Yalnız biz değil el de üzüldü
Kaldır da başını bak Kamil Hoca

Kömürcüoğlu yasta yaran gitti
Ömür dediğin ne çabuk bitti
Eşini dostunu mateme itti
Her sözüm bir damla yaş Kamil Hoca

Kömürcüoğlu Kadir Altaş / 15.02.2015

Palandöken

Sene seslenirem ey palandöken !
Bilmirem ki sende bene mi çektin,
Dosta gül kokarsın, düşmana diken
Bilmirem ki sende bene mi çektin.

Alçağın, yükseğin, iniş, yokuşun
Karçiçeği, lale, kekik kokuşun,
Heybetli duruşun, o sert bakışın
Bilmirem ki sende bene mi çektin.

Herkes sana koşar, sılası gibi.
Dadaşsın, haksızın belası gibi.
Yıkılmaz mertliğin galası gibi
Bilmirem ki sende bene mi çektin

Sen Nene Hatun’sun, Emrah’ta avaz,
Yazın yemyeşilsin, kışında beyaz.
Sümmani’de şiirsin, Reyhanî’de saz,
Bilmirem ki sende bene mi çektin.

Sen bana dost musun, arkadaş mısın
Hiç sesin çıkmıyor, toprak taş mısın
Çavuşoğlu gibi utangaç mısın
Bilmirem ki sende bene mi çektin.

Dursun ali alkan (çavuşoğlu)

iNCiKöYüM sitesine

Bir gün merak ettim, girdim, dolaştım,
Gördüm İNCİKOYUM’UN sitesinde
Birçok eski anılara ulaştım
Gördüm İNCİKOYUM’UN sitesinde

Bir tarafı orman, bir yanı dağlar
Bir yan çayır çimen bir yanı bağlar
Evlek evlek bölünmüşler tarlalar
Gördüm İNCİKOYUM’UN sitesinde

Kimisi çift koşmuş sürer tarlayı
Kimisi ot saman yüklemiş arabayı
Kimisi serinde demlemiş çayı
Gördüm İNCİKOYUM’UN sitesinde

Harman barı, bilgi yarışmasını
Hocaların vaaz konuşmasını
Kuzunun koyuna karışmasını
Gördüm İNCİKOYUM’UN sitesinde

Bir görüntü var ki yüreğim sızlar
Bazı kareler, var yaş dolar gözler
Çatılarda karlar, saçakta buzlar
Gördüm İNCİKOYUM’UN sitesinde.

RAHMETLİ MEMMET malı toplarken,
Çoban OSMAN hasta düşmüş yatarken,
Gıdikler melerken, horoz öterken,
Gördüm İNCİKOYUM’UN sitesinde.

Kimler varmış, gitmişler kimler?
Nice hacı hoca nice alimler,
Nice garibanlar, nice yetimler,
Gördüm İNCİKOYUM’UN sitesinde

Sabah erken köylü dağa giderken
Bir gün öncesinden çadır kurarken
Ocağın başında kebap dönerken
Gördüm İNCİKOYUM’UN sitesinde

EŞREF, ZAKİR HOCA hizmette baş
Yusuf ALTAŞ ile Mustafa AKTAŞ
Kamera omuzda o KADİR ALTAŞ
Gördüm İNCİKOYUM’UN sitesinde

Alkani, Sefili içten yaralı
İsmail Çelik, KÖMÜRCÜOĞLU
Mikrofon elinde ve ÇAVUŞOĞLU
Gördüm İNCİKOYUM’UN sitesinde

Dursun ali alkan (çavuşoğlu)

Aşık Sefili – Mihmani Atışması

Mihmani
Yaratmazdan evvel arşı, kürsi, âlemi
Neyi halkeyledi, çıktı ol huzuri divana
Hangi harfin noktasında cümle ruhlar cem olur
Hangi harfin noktasıdır evvel oldu nişane

Sefili
Yaratmazdan evvel arşı, kursi, âlemi
Muhamme’din nuru çıktı ol huzuri divana
Ba harfinin noktasında cümle ruhlar cem olur
Ba harfinin noktasıdır evvel oldu nişane

Mihmani
O kimdir ki yüzü kara kalbi de paslı durur?
O kimdir ki gözü yaşlı gönlü de yaşlı durur?
Hangi harftir hangi harfe istikamet gösterir?
Hangi harftir arzuhali yetirici sübhana?

Sefili
Mevlasını bilmeyenin yüzü kara kalbi de paslı durur
Ol Muhammed, ümmeti için gözü yaşlı gönlü de yaşlı durur
Sin harfidir ba harfine istikamet gösterir
Mim harfıdır arzuhali yetirici şubhana

Mihmani
Barekallah aşık sana aşıklık metain şendir
Mihmani der, muradım eliftir, maksadım nundur
Nuh’un gemisinin motoru nedendir kaptanı kimdir?
Ne ile yürüdü gitti ne yana

Sefili
Cümlemizi yaratan ol Halık Allah’tır
Sefili der maksadın Nuh, muradın Allah’tır
Geminin motoru bismillah, kaptanı Nuh’tur
Bismillah ile yürüdü gitti her yana

AŞIK SEFİLİ – MİHMANİ

Gönderen: Abdullah Acar

Kahramanlık Destanı

Ne zaman ki savaş ilan olursa
Giyin kispetini er meydanıdır
Mehmetçik kükreyip coşa gelirse
Anla ki düşmanın dar meydanıdır

Yüz bine karşıdır Mehmet’in biri
Yine de sırtını dönmez hiç geri
Tarihe bıraktığı onca eseri
Türkün şerefidir Türkün şanıdır

Masaya gelen de barıştır sözü
İsterseler savaştan sakınmaz gözü
Daha tanımayan kaldı mı bizi
Türkiye dünyanın kahramanıdır

Sefili metheyler seni dilinde
Ata izindeyiz aynı yolunda
Geldi Kemal paşa bayrak elinde
Üstünde ay yıldız şehit kanıdır

AŞIK SEFİLİ

Gönderen: Abdullah Acar

Oku Yavrum

Çalışanlar menzil alır
Oku yavrum dersen çalış
Çalışmayan geri kalır
Oku yavrum dersen çalış

Başörtülü küçük kızlar
Kur’an okur nurlu gözler
Sevincimden içim sızlar
Oku yavrum dersen çalış

Cehalet dünyayı tutar
Sevgisiz bir hayat biter
Ev yıkılır ocak batar
Oku yavrum dersen çalış

İlimsiz âlim olunmaz
Âlimsız de talim olmaz
Tembellikten fayda gelmez
Oku yavrum dersen çalış

Sefili’den al nasihat
Kimselere etme itimat
Uçak, füze atomun yap
Oku yavrum dersen çalış

AŞIK SEFİLİ

Gönderen: Abdullah Acar

Güzel Oltu Kalesinde

Yeşil giymiş baştan başa
Güzel Oltu Kalesi’nde
Safa gelmiş Zennun Paşa
Güzel Oltu Kalesi’nde

Karşı dağda yara almış
Döne döne kılıç çalmış
Mevlâsına teslim olmuş
Güzel Oltu Kalesi’nde

Bir yanında Aslan Paşa
Tarihini yazmış taşa
Örnek olmuş vatandaşa
Güzel Oltu Kalesi’nde

Mısır’dan gelmiş bu yana
Sefili hayrandır sana
Kurban olmuş bu vatana
Güzel Oltu Kalesi’nde

AŞIK SEFİLİ

Gönderen: Abdullah Acar

Divan (3)

Mermer taş ot bitirse
Dibinde noksan olur
Kırık testi su götürse
Kabında noksan olur
Yarım hekim ilaç verse
Kar eylemez yaraya
Kul kusursuz olmaz asla
Hapında noksan olur
Zerre kadar aklı olan
Manevi yoldan gider
Hak Teâlâ zarar etmez
Giderse kuldan gider
Bir insanın varlığı ne ki
Boşanır elden gider
Ziyaretçiler uğramaz
Kapında noksan olur
Aşık Sefili ne düşmüşsün
Böyle beyhude nara
Boş yasama bu âlemde
Sen de bir işe yara
Haram benzer külden dağa
Dayanamaz rüzgara
Dağılır her biri bir yana
Topunda noksan olur

AŞIK SEFİLİ

Gönderen: Abdullah Acar

Divan (2)

Zerre kadar aklı olan
İmanı terk eylemez
Mevlasına bağlı kalır
Gümanı terk eylemez
Gelen gider, giden gelmez
Bilen yok ki ne hal var
İnsanın imkanı olsa
Bu canı terk eylemez
Kunfeyekün olacaktır
Zemin sema asuman
Kalmayacak cinnu canlı
Ol melekül mevti han
Yeniden dünyaya gelse
Hamza gibi pehlivan
Kolunda kuvveti kalsa
Meydanı terk eylemez
Lokman Hekim çok aradı
Ölüme derman bulsaydı
O vermezdi canını
Tahtında baki kılardı
Sultan Süleyman’ını
Sürerdi zevki sefayı
Devranı terk eylemez
Sefiliyim bir günahkar
Yok elimde hünerim
Gün gelir ki su kesilir
Akmaz olur pınarım
Ömrüm biter nasip olmaz
Ben aslıma dönerim
Var mı öylesi bir canlı
Cihanı terk eylemez

AŞIK SEFİLİ

Gönderen: Abdullah Acar

Divan (1)

Bir acaip nesne gördüm
Her insan görmüş değil
Yetmiş iki millet geldi
Sırrına ermiş değil
Kökü semada, başı zeminde
Dalı sarmış her yani
Yaprağı yok, çiçeği var
Barını vermiş değil
Mürşidi kamil olanlar
Ab-ı kevserden içer
Biri okur biri yazar
Birisi mana seçer
Sekiz kapı dört kilidi
Tek bir anahtar açar
Birisi var vakıf olmuş
Diğeri girmiş değil
Bir bina var dört direğin
Üzerine kurulmuş
Gelen kervan hayran olmuş
Bakan gözler yorulmuş
Kudrete sekiz tane
Ayrı isim verilmiş
Sefili çok ıraktadır
İçine girmiş değil

AŞIK SEFİLİ

Gönderen: Abdullah Acar

Sevgili Peygamberimize (SAV) (2)

Rüyamda gördüğüm nazenin dilber
Beni bu sevdaya saldırdı gitti
Gönül perişandır aklım derbeder
Hayaline mecnun kıldırdı gitti

Cemali benzerdi, Şems-i tabana
Asla benzemezdi beşer insana
Gözünden bir katre düştü ummana
Sevdamı ikiye böldürdü gitti

Mail oldum dostlar cennet gülüne
MimDaHal yazılı zülfün teline
Aşkın hançerini almış eline
Vücut şehrime saldırdı gitti

Aşık Sefiliyem ben nasıl gülem
Güzel cemaline ben kurban olam
Dedim ki ne zaman muradım alam
Huzuru divanı bildirdi gitti

AŞIK SEFİLİ

Gönderen: Abdullah Acar

Sevgili Peygamberimize (SAV) (1)

Evvela halkoldu bilcümle ruhtan
Berkarar eyledi gül sinesinde
Bir güneş misali geldi dünyaya
Hemen direklendi nur sinesinde

Miraç’ta Mevla’ya eğdi başını
Ümmet için döktü gözden yaşını
Allah için şehit verdi dişini
Bilinmez hikmeti sır sinesinde

Bütün ayetleri aklına aldı
Cehalet üstüne adalet saldı
Sahabe Hukese vesile oldu
Nübüvvet mührünü gör sinesinde

Ah, günahkar Sefili aşıktır sana
Sefere çıkmıştı Kâbe’den yana
Gökteki bir bulut gölgedir ona
Benek benek olmuş ter sinesinde

AŞIK SEFİLİ

Gönderen: Abdullah Acar

Yar Senden Sonra

Hasretin kast etti şirin canıma
Gözyaşım sel oldu yar senden sonra
Kuşlar bile gelmez oldu yanıma
Dostlarım el oldu yar senden sonra

Yar senin aşkına yandıkça yandım
Bu tatlı canımdan bezdim usandım
Ümitle bekledim, dönersin sandım
Her günüm yıl oldu yar senden sonra

Bir merhamet eyle bahtı karaya
Güneş gitti, gölge düştü araya
Akar gözüm yaşı döndü dereye
Mendilim göl oldu yar senden sonra

Aşık Sefiliyim ne halda kaldım
Ne bir vefa gördüm ne faydalandım
Uyandım gafletten, yandıkça yandım
Vücudum kul oldu yar senden sonra

AŞIK SEFİLİ

Gönderen: Abdullah Acar

İnci Köyü

Akdağ’dan edeyim seyran
Ne güzeldir İnci Köyü
Bir yanı kaya, bir yan orman
Ne güzeldir İnci Köyü

Gölyer çimen, çiçek açar
Turna göle konup göçer
Çiçeklerde arı uçar
Ne güzeldir İnci Köyü

İnci Köyünün gençleri
Hiç bitmez telaşları
Tesbih yapmaktır işleri
Ne güzeldir İnci Köyü

Ormanla kaplı dağları
Yaşamış eski çağları
Güynes mevkiinde bağları
Ne güzeldir İnci Köyü

Soğuk çeşmeleri akar
Hasret Sefili’yi yakar
Dağlar birbirine bakar
Ne güzeldir İnci Köyü

AŞIK SEFİLİ

Gönderen: Abdullah Acar

Gidemem

Bu köyde gözümü dünyaya açtım
Ben köyüme uğramadan gidemem
Yalın ayak sokağında dolaştım
Ben köyüme uğramadan gidemem

Kuzu yaydım kır çiçekli yaylada
Aşık lazım dertlerimi söylede
Öküz ile şaban sürdüm tarlada
Ben köyüme uğramadan gidemem

Bina yaptım temeline taş koydum
Duvar ördüm üzerine harç koydum
Ayrılırken iki damla yaş koydum
Ben köyüme uğramadan gidemem

İnceden bir sizi gezer içimde
Hasret mektubunu yazar içimde
Yarenim yoldaşım mezar içinde
Ben köyüme uğramadan gidemem

Aşık Sefili der bu neyin nesi
Gitmez kulağımdan kuşların sesi
Camlı yamaç, boz ardıcın gölgesi
Ben köyüme uğramadan gidemem

aşık sefili

Gönderen: Abdullah Acar

Anam

RAHMETLİ MUSTAFA ALTAŞ AMCADAN BİR ŞİİR

Rahmetlik Mustafa dedem bizim evde âşıkları dinlerdi. Bende ona bir gün babamın yazdığı “ANAM” şiirini okudum. Şiiri çok beğendi. “Benim de anama yazdığım bir şiir var.” dedi. Ben de kâğıt kalemi elime aldım. O söyledi, ben yazdım.

Atılhan Acar

ANAM
Altı yaşında kaybettim babamı.
Anam çalıştırdı kürek yabamı;
Sattı öküzü, koştu arabamı.
Küçükken kıymetin bilmedik anam.

Dedi, yavrum ben görmüştüm rüyamı.
O çalıştı dağıtmadı yuvamı;
Arı oldu, bal doldurdu kovamı,
Türlü çiçeklerden derledin anam.

Geçim için çayır, tarla dolaştık;
Yağmurlara, dolulara karıştık.
Annem ile güle güle çalıştık,
Bir gün yüzün ekşi görmedim anam.

Bazen olur kulağımı bükerdin,
Çifti sürer, tohumları ekerdin.
Her dem ağlar, gözyaşını dökerdin;
Dahi bir gün olsun gülmedin anam.

Sakın of deme annene karşı!
Piri fani olmuş ağarmış başı.
Artık doksan beşi geçiyor yaşı,
Daha yüz yaşına girmedin anam.

Kulakları işitmez, duman gözleri.
Her zaman doğruydu onun sözleri.
Yürümez ayaklar, yorgun dizleri;
Dünyada murada ermedin anam.

Mustafa Altaş anana iyi bak!
Yemeğini yedir, sobasını yak,
İncitme gönlünü, hizmetine bak;
Fatma Ana’ya komşu olasın anam.

Mustafa altaş

Köyüm Seni Hiç Unutur muyum?

Horoz sesleriyle uyandığım
Uyanıp da seyrine daldığım
Her daim sitayişle andığım
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Çaşırını, yemliğini, kuzukulağını
Vahşi çiçeklerin öz verdiği balını
Çivil peynirini, hele sarı yağını
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Hıngelini, Kuymağını, tirit aşını
Çocukken çok sevdiğim haşılı
Camuşun Tumbuni, Düdülüz Taşını
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Ormanından yayılan temiz nefesi
Minarenden yükselen o billur sesi
Ayrı güzelliğe sahip her bir köşesi
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Dağın sırttan gördüğüm manzarayı
Zirveye çıkınca attığım narayı
Bende hatıra bıraktığın yarayı
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Şehitlere gönül vermiş Akdağ’ını
Mağara Başını, At meydanını
Soğuk gözelerini, içli pınarlarını
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Çakmak taşının mısırlarını
Calasından dokunan hasırlarını
Nakışlarda kızların sakladığı sırrı
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Oyuncak yaptığımız şekilli taşları
Can ciğer olduğumuz arkadaşları
Yaşadığımız masum, çocukça aşkları
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Değirmende uyuduğum o tatlı uykuyu
Orta Pungar’da içtiğim soğuk suyu
Gölyerinde çektiğim mis gibi kokuyu
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Postaya gittiğimiz akşamları
Herfene basınca yaşananları
Oraya buraya kaçışanları
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Hodaklık yaptığımız neşeli günleri
Heybemize koyduğumuz dürümleri
Çeşmeden su taşıdığımız güğümleri
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Kızak kaydığımız o kışları
Yaptığımız şakaları, muzip işleri
Her biri bir yiğit Dadaşları
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Top oynadığımız çayırları
Telhaç topladığımız bayırları
Coşkuyla geçen o güzel yılları
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Yağmur çatılara çıt çıt vururdu
Pus iner göz gözü görmez olurdu
Yüz metreden gördüğüm Cıllik Kurdu
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Dedemlerle geçirdiğim yazları
Kesip billi yaptığım sazları
Sende tattığım onca hazları
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Bunca hatıra bıraktım sende
Şimdi uzaktayım, gurbet elde
Koşarak gelirim, yeter ki gel de
Köyüm seni hiç unutur muyum?

Köyüm! Köylerin İncisi İNCİ köyüm
Köküm sende, senden olacak soyum
Ne derlerse desinler ben işte buyum!
Köyüm seni hiç unutur muyum?

abdullah acar / 28.04.2014-Ankara

Ana

Bir mektup aldım ıslanmış pulu
Çağırsan da şimdi gelemem ana
Okudum içini hep hasret dolu
Çağırsan da şimdi gelemem ana.

Karları erise bizim Akdağın
Çiçekler açsa da bostanın bağın
Sofraya koysan da çiğin kuymağın
Çağırsan da şimdi gelemem ana.

Elbette bu gönül sizi arzular
AKLIMA DÜŞTÜKÇE BURNUM SIZILAR
Yayladan inse de koyun kuzular
Çağırsan da şimdi gelemem ana.

Bakarsın ki bir gün dağa bağrılır
Kete katmerlerin içi kavrulur
Çadırlar kurulur döner çevrilir
Çağırsan da şimdi gelemem ana.

Bu hasretlik yaktı beni haşladı
Kader bizi her bir yana taşladı
Torunların okumaya başladı
Çağırsan da şimdi gelemem ana.

Yoğurt mayaladın sütün taştı mı
Hocabaşı sardın hıngel pişti mi
Çukur tarladan da güneş aştı mı
Çağırsan da şimdi gelemem ana.

Dursun Çavuşoğlu durma yaz hele
Eski yaprakları çevir tazele
Yoksulluk ceketi sırtımda hele
Çağırsan da şimdi gelemem ana.

Dursun Ali ALKAN (Çavuşoğlu)

Tutmuyor Oğul

Ayağın sağlam bas dengeni sağla
Düşeni hiç kimse tutmuyor oğul
Tedbir al takdiri kadere bağla
Düşman gece bile yatmıyor oğul.

Doğduğunda sana yazı yazılır
Göremezsin o alnından asılır
Zenginin tavuğu bülbül kesilir
Fakirin horozu ötmüyor oğul.

Ne bir sefan olur ne bahçe bağın
Bir yarım ekmeyin bir de tabağın
Ne akşamın belli ne de sabağın
Namerdin arzusu bitmiyor oğul.

Dursun Çavuşoğlu de gel de yanma
Her yüze güleni dost olur sanma
Sizin için dağları yıkarım amma
Bu kadere gücüm yetmiyor oğul.

Dursun Ali ALKAN (Çavuşoğlu)

Gelmiş de Gitmiş

Dünya sefasını hayal ederken
Ömür rüzgar gibi gelmiş de gitmiş
Bize de uğramış geri giderken
Elli altmış sene almış da gitmiş

Aynaya bakacam görmüyor gözüm
Kalkıp da kaçmaya tutmuyor dizim
Ağarmış saçlarım buruşmuş yüzüm
Meğer gençliğimi çalmış da gitmiş

O yar benim için yüce dağ idi
Kışın çimen çiçek yazın kar idi
Onla güzel anılarım var idi
Girmiş hafızama silmiş de gitmiş

Kimine gam keder kimine sancı
Kimine bal kaymak kimine acı
Yeni yeşermişti hayat ağacı
Uzatmış elini yolmuş da gitmiş

Dursun Çavuşoğlu sanmayın deli
Yazdığım mısralar hayat bedeli
Gönül bahçesinde bir gül misali
Sam rüzgarı vurmuş solmuş da gitmiş

Dursun Ali ALKAN (Çavuşoğlu)

Gurbeti Sorma ki…

Gurbeti sorma ki içim yanıyor,
Her bir yavrum bir köşede bil oğul.
Sütleri doldurdum kazan kaynıyor
Peynirim tazedir çabuk gel oğul.

Sofrada çorbaya kaşık çalmadan
Yayladaki lale sümbül solmadan
Gün tükenip karanlığa kalmadan
Gözüm yollardadır hele gel oğul

Ne yayla gözümde ne de davarı
Siz benim gözümde dünyanın varı
Ananı sılada ağlatma bari
Kuzuyu koyuna saldım gel oğul

Yayıkları yaydım teknede yağım
Gün be gün tükendi bu gençlik çağım
Siz benim hem yaylam hem yüce dağım
Sedire kilimi serdim gel oğul

Gece sabah olmaz yollar da bitmez
Oğulsuz hanede bülbüller ötmez
Bir kuru selamın bu kalbe yetmez
Zülfümde beyaz gül açtı gel oğul

Koyunlar otlanır kuzular meler
Anadan ayrılan dağları deler
Bağından ayrılan çiçekler solar
Saçımı süpürge ettim gel oğul

Kömürcoğlu gurbet seni de yaktı
Yıllardır bu elden çok yıldız aktı
Peyniri yedimde anacım koktu
Göçler yaylalardan kalktı gel oğul.

Kömürcüoğlu Kadir Altaş / 21.08.2006

Gurbet Elde

Feleğin çemberi çelikten kavi
Çek aşkın yayını yar gurbet elde
Şirin’e ser veren Ferhat misali
Kazayım bir zaman yar gurbet elde

Sırtıma yüklendi kasvet ve keder
Her daim benimle beraber gezer
Hasret illetinden derdim ne kadar
Gel tabip sinemi yar gurbet elde

İsmail ciğere acı işledi
Durmadan kanıyor yürek coşladı
Yekün vücudumda ağrı başladı
Derde sebep oldu yar gurbet Elde

Yardıyarı Yardıyarı
Su Geldi Yardı yarı
Bülbül öter Gül Açar
Gülistan Yar Diyari

Umman’dan selamlarla…

İsmail Çelik

Ben İnci’yi Yazam Siz Beni Beni

Kalkın hep beraber köye gidelim.
Ben İnci’yi yazam siz beni beni.
Çıkıp Akdağ’da seyran edelim.
Ben İnci’yi yazam siz beni beni.

Yılda birkez olsun dağa bağrılır,
Gedik’in düzüne çadır kurulur.
Kete, katmer pişer, kebap vurulur,
Ben İnci’yi yazam siz beni beni.

Birisi, hollası, çelik çomağı,
Tuzsuyu peyniri ve tereyağı,
Ayranın keleci çiğin kuymağı,
Ben İnci’yi yazam siz beni beni.

Kabanın Başı’nın başka sefası,
Ormanın içinde temiz havası.
Dağın yamaçları keklik yuvası,
Ben İnci’yi yazam siz beni beni.

”Orda meyve olmaz”denen topraktan,
Şimdi erik,elma gelir Çatak’tan.
Bökün Tarlası’ndan,Güynes,Madurdan,
Ben İnci’yi yazam siz beni beni.

Efil efil rüzgar eser serinden,
Turnaların sesi gelir derinden.
Hırosun Düzü’nden Üresger’inden,
Ben İnci’yi yazam siz beni beni.

Kotik’ten ayırır yokuşun başı,
Huvak’la sınırı Kahabet Taşı,
Arasan bulunmaz benzeri eşi.
Ben İnci’yi yazam siz beni beni.

Dursun Çavuşoğlu yanar tutuşur,
Gölyer’de her türlü çiçek kokuşur.
Seni seven er geç senle buluşur.
Ben İnci’yi yazam siz beni beni.

Dursun Ali ALKAN (ÇAVUŞOĞLU)

Kalmadı

Lanetlendi mel’un şeytan yüzünde nur kalmadı
Karun cimrilik eyledi, yer yuttu var kalmadı
Arıya hile öğretti insanın bu şirreti
Her zerreye haram girdi, helal bir kar kalmadı

Geçmişine dönüp bakmaz kayıp etmiş özünü
Tarihinden ibret almaz kin bürümüş gözünü
Gurur ile seyrediyor teni üryan kızını
Nefsinin esiri olmuş, edebi ar kalmadı

İslam dini kabul etmez şeytani olan işi
Namus kavramını yazar namussuz olan kişi
Erkeğinen bile gezer sözde kız arkadaşı
Şehirlerde genç bayan dul, köyde bekar kalmadı

Ey Sefili, nefsin ile daim olsan savaşta
İnsanı yoldan çıkarır tuzak kurar her yaşta
Gayret eyle kazanasın imtihanı bu işte
Çay taşları zümrüt oldu, cevhere yer kalmadı

Aşık Sefili / Nisan.2013

Olur

Gönül ben bir dağım aşılmaz deme
Çıkar Ferhat gibi bir delen olur
Ekmeği yarım kes tamamı yeme
Bakarsın zamansız bir gelen olur

Zannetme her insan çeker aslına
Düşme içki, kumar düşer kastına
Zehirler sırrını deme dostuna
Gün gelir arkadaş bir yılan olur

Allah rızasına yap işlerini
Uçurma kalbinden nur kuşlarını
Hakk uğruna akıt gözyaşlarını
Kul silmezse bile bir silen olur

Dursun Çavuşoğlu yaz anlasınlar
Yazdığın okuyup ibret alsınlar
Mezarına garip şair yazsınlar
Belki okuyup da bir bulan olur.

Dursun Ali ALKAN (Çavuşoğlu) / Nisan.2013

Aşık Sefili – İsmail Çelik Atışma

SEFİLİ
Hilekar insanla gezip dolaşma
Elin karalanır yüzün kirlenir
Bilmediğin göle sakın dalaşma
Dibi derin olur işin zorlanır

İSMAİL25
Aldanma şeytana uyma nefsine
Kalbin mühürlenir zihnin şerlenir
Bakıp kibirlenme kendi kendine
Vicdan acı çeker ruhun darlanır

SEFİLİ
Toplum yüz karası insan şirreti
Birbirine karıştırır milleti
Cahilin inadı polattan kati
Taşı balta kesmez ağzı körlenir

İSMAİL25
Kapağın kaldırma fitne filmine
Direnebilirsen kafir zulmüne
Hayatın verirsen İslam ilmine
Göğsün genişlenir yüzün nurlanır

SEFİLİ
Sefili dünyada ağlar da gülmez
Hayatı tükenir çilesi dolmaz
İnsanın gençliği yanına kalmaz
Evvel civan olur sonra pirlenir

İSMAİL25
Ey İsmail taviz verme özünden
Alimleri dinle çıkma sözünden
Seni sevenlerin düşme gözünden
İtibar kaybolur şahsın horlanır

aşık sefili / ismail çelik

Geçer Giderim

Bu yaşta çekilmez gurbetin kahrı
Bir imkanı olsa geçer giderim
İnsanı öldürür hasretin zehri
Doldurur bardağı içer giderim

Aslan olsan seni hakir görürler
İşsiz kalsan zor işlere verirler
Ok gibi sözleri cana vururlar
Yaralar sinemi naçar giderim

Aka kara diyer yalan uydurur
Sabun koyar ayağını kaydırır
Devenin postunda kılı saydırır
Ak ile karayı seçer giderim

Acımazlar Sefilinin yaşına
Gurbet karanlığı çöktü başına
Mevla fırsat verse huma kuşuna
Kanat çıçpar gökten uçar giderim

aşık sefili
« Daha eski yazılar

© 2020 iNCi KöYü

Scroll Up