“Mal Mağarabaşına Çıktı..”

Geçen gün köyden yeni resimler geldi. Mal mağara başına çıkmış. Resimlerde tabi ki bu haberle ilgili.

Resimlere baktım? uzun uzun baktım. Çok gerilere gittim.
İlkokul yıllarıma, hodaklık yılları?

Bizim ilkokul yıllarımızda köy okulları erken tatile girerdi. Yaklaşık bir ay önce tatil başlardı?

Okul tatil olduğunda artık tabiat uyanmış, her taraftan yeşillikler fışkırmış, mal-davar artık otlakta karınlarını doyurmaya başlamış oluyordu.

Biz devin küçük hodağı olarak kalemi bırakıp çubuğu ele alırdık.
Dana malı ayrı, inek (sığır) malı ayrı, düğe (düve) malı ayrı, tosun malı da ayrı giderdi. Ayrıca davar ve körpe vardı onlarda ayrı otlamaya giderdi.

Evin emektarları öküzler ve eşek bize kalırdı? Yaz boyunca hodak evin her türlü işini gören bu hayvanları koruyup gözetmekle yükümlü.

Yani köy çocuğu erken büyürdü. Ya da büyümek zorundaydı?
Baharda öküz otlatmak hodağın görevidir. Herkes kendi ?herekeş? grubuyla öküzünü otlatmaya götürürdü.

Biz on-on iki yaşlarında çocuklarız ama başımızda mutlaka büyük abi hodaklar var. Onlarda daha on beşlerinde. Ama hodaklığı, öküz otlatmayı bilen kimseler.

Sabah erkenden kalkar öküzlerimizialır gruba katılırız. Nereye gideceğimizi biz bilmeyiz onu büyük hodak belirler. Biz onun emrinde piyadeyiz.

En şanslı hodak, çantasında, dağarcığında “yağlı” olan hodaktır. Çantanda yağlı varsa o gün, iş yönünden, büyük hodak tarafından torpillisin. Bazen köyün önünde çantalar yoklanır, eğer yağlı yoksa başka postaya yol gösterilirdi.

Genelde yağmurlu geçer o günler. Hayatın zorlukları orada başlar. Yağmur, çamur, sel,sis? her gün bir macera vardır. Orman korkusu, kurt korkusu, ayı korkusu? ve bu korkulara karşı cesaretle direnç?

Bazen herfene yapardık. Ta ?gemişli parmak?tan, ?garasu?dan hodak gönderilir, herfene için. Köye dönen hodaklar her evden un ya da yağ toplarlar, birisinin annesine ?bişi? yaptırırlar, tekrar malın yanına dönerler.

Herfeneyi getirenleri beklemek de köye gitmek kadar zordu. Bekle bekle gelmezler. İkindiye güneş devrilince anca gelirlerdi. Acımızdan ölürdük. Çayın suyu birkaç defa kaynardı. Bazen de herfeneden önce yağmur gelirdi. Yollarda yenilen o bişilerin tadı da başka olurdu?

Üç-dört hafta süren mal otlatma ?malın mağarabaşına çıkmasıyla son bulurdu.

Son gün biraz erken getirirdik malı; nalına mıhına baksınlar diye.
O gün beklenen gündür. Hodakları heyecan sarar. Bayram gibidir?
Baş hodak akşamdan tembihler erken gidilecek diye?

Erken giden hodaklar yatağın otunu kendi mallarına yedirirler. Yatak, o güne kadar korudur.

Sabahın köründe yola çıksak da gittiğimizde doyup da buzanusa çekilen hayvanları görürdük. Bazıları geceden gitmiş ya da orada yatmıştır.

O gün yatak bir festival yeridir. Herkes oradadır. Bütün köyün malı oradadır. Tosunlarla öküzler kıyasıya güreşirler. Yatağın her tarafında boğaların güreş alanıdır.

Biz Kumluboyunda karşıdan güreşleri izlerken büyüklerde çobana ?alaçuk? yaparlardı. Bu resimdeki alaçuk değil adeta saray. Arkası yar, iki tarafı duvar, önü açık iki kişinin zor sığdığı bir barınak yaparlardı aceleyle.

Malın birincisi belli olana kadar seyrederdik. Birinci olan boğa malın içinde böğürerek, saydırarak gezinirdi…

Köye dönerken de mağaranın derelerden bir koltuk telhaç götürürdük. İkindiye doğru köye döndüğümüzde büyük bir iş yapmış gibi gururlanırdık.

Şimdi köyde ne öküz var nede öküz malı. O zamanlar Tavukpinlerinde ya da Eysüpenste otlayan dügeler şimdilerde kaptan köşkünü kapmış durumdalar.


Not: Resimleri gönderen Mustafa ALKAN

Zakir ALKAN

Loading

Bu yazıyı derecelendirmek için tıklayın!
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

Bir yorum yazın

İsim girişi zorunlu, E-posta girişi isteğe bağlıdır. E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.

5 Yorum

  1. zakir

    Hafiz Fatih. Doğrusu yazıyı tamamlayan yazı senin yorumun oldu. Nerdeyse yazıya ekleyecem yorumunu. Sağol.
    Diğer yorumcular size de teşekkür ederim.

  2. Mustafa AKTAŞ

    Dadaş, yine her zamanki gibi hasretimizi biraz daha kanattın. Biz sizin kadar şanslı değildik belki, bu kadarını yaşamadık ama yine de kendimizden bir şeyler bulduğumuz noktalar da vardı. Hatırası bile mutlu olmak için yetecek noktalar. Mürekkebin kurumasın…

  3. ali altaş

    tosun malı yok dügeler çıksa ne olur
    ne tsun sesi ne güreş nede bir tane hodak varmı… ah güzel günler…

  4. mehmet balcı

    bizde aynı büyüdük emmim aynı devrelerden geçtik o zamanlara dönmek keşke mümkün olsa hiç arkama mala paraya bakmam benim çocukluğumu verseler o zaman tabiki köy çocuğu çabuk büyürdü saf büyürdü temiz büyürdü şimdi öylemi bak çevrene afedersin yüzde ellisi …. çocuğu ellerinden öpüyorum

  5. h.fatih ağırman

    Tosun malı olmadıktan sonra,O kocaman çamların arasından tosun bögürtüsü gelmedikten sonra,her bir kuzeyden eşşek angırtısı gelmedikten sonra,malın birincisinin örügün boğasını atmadıktan sonra,yağmur yağıp ıslanmadıktan sonra,kötü yoldan geçerken sırtına taş almadıktan sonra,karasuyun derede tavşan kanı gibi çay demleyip içmedikten sonra,karasuyun yolun altındaki cinaviden toppuzlu degenek kesmedikden sonra,kaba pelüdün dibde tay çeken eşşklerin tayını çekmedikten sonra,karasuda dunguz sürüsü görmedikten sonra,akşama köye giderken biryük kalın kuru dal yüklemedikden sonra,özellikle o gün oltudan gelen toplu golci ve mehendislere yakalanmadıkdan sonra buna benzer bir sürü anı olmadıktan sonra mağara başının bir anlamı yok bence ama yinede Molla Zakir çok güzel yazmış bir nebze olsun o günleri hatırlatmış oldu ağzına,yüreğine ve kalemine sağlık zakir hocam….

© 2024 iNCi KöYü