Yazar: Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN (Sayfa 1 / 2)

35 kayıt bulundu

Ramazan Zafer Getirir İnşallah

Bilindiği gibi zaman ölçeği olarak kullandığımız iki yıl vardır. Bunlardan bir şemsî sene yani güneş yılı, diğeri de kamerî sene yani ay yılıdır. Kamerî senenin de şemsî senenin de bir yılda on iki ayı vardır. Kamerî senenin ayları Muharrem, Safer, Rebîülevvel, Rebîülâhir, Cemâziyyülevvel, Cemâziyyülâhir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevvâl, Zülkâde ve Zülhicce’den ibarettir. Bu sıralamaya göre Ramazan, kamerî senenin (ay yılının) dokuzuncu ayıdır. Bu ayların kimi otuz, kimi yirmi dokuz ile biter. Şemsî senenin aylarından yedisi otuz birle, dördü otuzla, biri de (Şubat) bazen yirmi sekiz bazen yirmi dokuzla biter. Kamerî sene 354 gün, şemsî sene de 365 gündür. Oruç, hac ve diğer zamanlı ibâdetler kamerî seneye ve bu senenin aylarına göre tanzim edilir.

Yine bilindiği gibi İslâm’ın şartlarından namaz Mekke’de; oruç, zekât ve hac Medine’de ferz kılındı. Oruç ve zekât hicretin ikinci yılında, hac ise hicretin dokuzuncu yılında farz kılındı. Hz. Peygamber hicretin ikinci yılının Şaban ayında, ashâbına Ramazan ayında orucun farz olduğunu ve hep birlikte oruç tutacaklarını bildirdi. Ayrıca onlara konu ile olarak gelen Kur’ân- Kerim âyetlerini okudu. Bütün Müslümanlar o senenin Ramazan ayında hep birlikte ilk oruçlarını tutmaya başladılar.

Hz. Peygamber ömründe dokuz sene Ramazan orucu tuttu. Bu Ramazan aylarının beşi otuz ile dördü de yirmi dokuz ile bitti. Hz. Peygamber Efendimiz ve Ashâbı, ilk Ramazandan sekiz gün (İbn Sa’d’a göre on iki gün ) tuttuktan sonra Bedir savaşı için Medine’den hareket ettiler. Hz. Peygamber Efendimiz, Medine’de cemaate namaz kıldırmak üzere yerine Abdullah b. Ümmü Mektûm’u vekil bırakarak 09 Mart 624’te yola çıktı. Beyaz sancağını Mus’ab b. Umeyr’e verdi. İki siyah bayraktan Ukâb adındakini Hz.Ali, diğerini de Ensar’dan Sa’d b. Muâz taşıyordu.

Hz Peygamber Efendimiz, bir veya iki gün oruçlu olarak yola devam ettikten sonra Müslümanların oruçlarını açmalarını emretti. Oruçlarını açmadıklarını görünce dönüp “Ey söz dinlemeyen cemaat! Ben orucumu açtım, sizde açınız! “ diye seslendi. ( Vâkıdî, Meğâzî: I. 33)

Medine’den hareket eden 313 kişilik İslâm ordusu ile Mekke’den hareket eden 950 kişilik şirk ordusu Ramazan ayının on yedisinde Bedir’de karşı karşıya geldiler. Savaş, Müslümanların zaferi ile bitti. Müslümanların verdiği 14 şehide karşılık, müşriklerin 70 ölü verdiler. 70 kişileri de Müslümanların eline esir olarak düştü. Böylelikle ilk Ramazan Müslümanlara zafer ve bereket getirdi.

Bedir savaşından altı yıl sonra yani hicretin sekizinci yılının Ramazan ayında Hz. Peygamber, bu sefer de Mekke’yi fethetmek için on bin kişilik ordu ile yola çıktı. Ramazan ayının onunda yola çıkan Hz. Peygamber, yolda orucunu bozdu; ashâbına da böyle yapmalarını emretti. Bu yolculuk da zaferle sonuçlandı ve Mekke fethedildi. Kâbe putlardan temizlendi. Mekke’nin fethedilmesi ve Kureyş kabilesinin Müslüman olması, İslâm’ın önündeki bütün engelleri kaldırdı. Bu fetihten sonra bütün Arabistan fethedilmiş oldu. Hz. Peygamber, Hicretten sonra çeşitli yıların Ramazan aylarında on beşe yakın da Seriyye çıkardı. Bu Seriyyeler de Medine’ye zaferle döndüler.

İçinde bulunduğumuz bu mübârek Ramazan ayında Müslümanlar, dünyanın değişik yerlerinde Allah’ın dininin Hâkim olması için mücadele ediyorlar. İnşallah onlar da Bedir’de ve Mekke fethinde gelen ilâhî yardıma mazhar olurlar. Bize düşen bu mücâhidleri maddî ve manevî bakımdan desteklemek ve onlara yardımcı olmaktır. Bir de İslâm düşmanlarına köstek olmak ve onların ıslâhı için Allâh’a yalvarmaktır. Bu ay, duâ ayıdır. Haydi! Hep birlikte kardeşlerimiz için Yüce Rabbimize duâ edelim ve onların zaferi için Allâh’ımıza yalvaralım.

Hz. Aişe (r. anhâ) ve Talebeleri

Hz. Âişe, Hz. Ebû Bekir ve Ümmü Rûman çiftinin kızıdır. Hz. Peygamber efendimizle hicretten önce Mekke’de nişanlandı; düğünleri de hicretten sonra Medine’de yapıldı. Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde, o da diğer muhâcirler gibi Medine’nin havasına alışamadı ve rahatsızlandı. Ancak kısa zamanda tekrar sağlığına kavuştu.

Mekkeli muhâcirler, Medine?nin havasına alışamayıp rahatsızlanınca Hz. Peygamber Allah?a şöyle duâ etmişti: ?Allah?ım! En az Mekke?yi sevdirdiğin kadar veya daha fazlasıyla bize Medine?yi de sevdir. Bu beldeyi sıhhat yurdu yap ve ölçü ile tartılarını bereketlendir. Sonra da bu hastalığı al ve Cuhfe taraflarına at!? (Buhârî, Fedâilü?l-Medine 11)

Devamını oku

Yaşı Küçük Ama Yaptığı İş Büyük

Hicretten önce, Hz. Ebû Bekir?in iki hanımından dört çocuğu vardı. Bunlardan Âişe ve Abdurrahman?ın annesi Ümmü Rûmân, Esmâ ve Abdullah?ın annesi de Kuteyle idi. Abdullah, bu çocukların en küçüğü idi. Bilindiği gibi Hz. Peygamber, Hz. Âişe ile evliydi. Hz. Peygamber ile Hz. Âişe?nin nişanları hicretten önce Mekke?de, düğünleri de hicretten sonra Medîne?de yapılmıştı. Esmâ da, Hz. Peygamber?in Safiyye isimli halasının oğlu Hz. Zübeyir ile evliydi. Bu âile, hicret esnasında Hz. Peygamber?i yalnız bırakmadı.

Hz. Ebû Bekir, Hz. Peygamber?in Mekke?den Medine?ye hicretinde, oğulları ve kızlarıyla bu harekete destek verdi. Müşrikler, bir Perşembe günü sabahleyin Dâru?n-Nedve?de toplanıp akşama Hz. Peygamberi öldüreceklerine karar verince, onların bu kararını Cebrâil?den öğrenen Hz. Peygamber, konuyu görüşmek ve hicret planını yapmak için Hz. Ebû Bekir?in evine gitti. Perşembe günü herkesin öğle uykusuna yattığı, öğle ile ikindi arasındaki vakitte, Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekir, yapacakları hicret yolculuğunun planını görüştüler. İnsanlar uykularından uyanmadan Hz. Peygamber kendi evine geldi ve ikindiden sonra kendi evinden çıkarak insanlar arasına karıştı. Yapılan plana göre, hava kararıp müşrikler Hz. Peygamberin evini kuşattıktan sonra Rasûlullah(s.a.v.), evden çıkacak ve Ebû Bekir?in evine gelecek, oradan da gündüzün birlikte tespit ettikleri Sevr dağına çıkacaklar. Üç gün üç gece, bu dağdaki mağarada kalacaklar. Pazartesi sabah erkenden buradan çıkıp develerine binecekler ve kimsenin bilmediği yollardan Medine?ye ulaşacaklar.

Devamını oku

Hz. Selmân el-Fârisî Kubâ Köyünde Müslüman oldu

Ateşe tapan bir âilenin çocuğu olan Selmân, gerçek dini bulmak için Fars diyârından ayrılıp Bizans topraklarını gezdikten sonra Medine?ye gelen ve Hz. Peygamber?in hicretinden sonra Kubâ köyünde onunla karşılaşarak Müslüman olan bir sahâbîdir. Müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber?in huzurunda hayatını ve başından geçen olayları anlattı, huzurda bulunanlar da onu dinlediler. Anlattığına göre Selmân, Fars diyârında zengin bir köylünün tek oğluydu. Babasının arazisi ve malı çoktu. Selmân?ın babası da diğer köylüler gibi ataşe tapıyordu. Oğlunu çok seven bu köylü, oğlunu gözünden esirger dışarı göndermezdi. Yine Selmân?ın anlatmasına göre evlerinde hiç sönmeyen bir ateş yanardı. Herkes gibi onlar da bu ateşe taparlardı. Selmân biraz büyüdükten sonra babası, hem Mecûsîlik konusunda oğluna nasihat eder hem de ?Oğlum! Ben öldükten sonra bu malların sahibi sen olacaksın, git mallarını ve arazilerini tanı!?? derdi.

Devamını oku

Kubâ Köyü

Hz. Peygamber efendimizin Mekke?den Medine?ye hicret ettiği yıl olan 622 yılında Kubâ, Medine?ye çok yakın bir köydü. Şimdi ise Medine?nin bir mahallesidir. Hicret esnasında Hz. Peygamber?in birkaç gün kaldığı ve bir de mescid yaptırdığı bu köyün İslâm tarihindeki yeri çok önemlidir.

Hz. Peygamber efendimiz, Hicret yolculuğu esnasında Hz. Ebû Bekir ile birlikte bir pazartesi sabahı, üç gündür kaldığı Sevr dağından indi. Önceden anlaştıkları Abdullah b. Uraykıt, kendisine teslim edilen develerle birlikte Sevr dağının dibinde onları bekliyordu. Abdullah, o gün müşrikti; aldığı para karşılığında Hz. Peygamber?i ve beraberindekileri kimsenin bilmediği yollardan Medine?ye ulaştıracaktı. Hz. Ebû Bekir?in çobanı Âmir b. Füreyhe de bunlara katılınca dört kişi oldular. Bu dört kişi, sıkıntılı bir yolculuktan sonra ertesi pazartesi günü gelip Kubâ köyüne ulaştılar. Hz. Peygamber ve beraberindekiler bu köyde birkaç gün kaldılar. İbn Hişâm?a göre dört gün (es-Sîre, II, 494), Buhârî?ye göre de on dört gün (Menâkıbu?l-Ensâr, 46) kaldılar. Celâleddin Vatandaş, Medine?yi, Kubâ?yı ve Hz. Peygamber?in Kubâ?ya girişini şöyle anlatır:

Devamını oku

Hicret Gecesi Hz. Peygamberin Evindeyiz

Bugün sizlerle Mekke?ye gidelim ve Hz. Peygamber?i evinde ziyaret edelim. Kendisini ve ev halkını daha yakından tanıyalım. Bildiğiniz gibi Hz. Peygamber efendimiz, yirmi beş yaşına geldiğinde Hz. Hatice ile evlendi ve mutlu bir yuva kurdu. Evlendiklerinde kendisinin yirmi beş yaşında olduğu kesindir. Hz. Hatice?nin yaşı için değişik rivâyetler vardır. Yirmi sekiz yaşında olduğunu söyleyenler olduğu gibi kırk yaşında bulunduğunu söyleyenler de vardır. Onun evlenirken kırk yaşlarında olduğu rivâyeti daha çok kabul görmüştür.

Hz. Hatice annemizin Hz. Peygamber efendimizle evlenirken dul olduğu ve ticaretle meşgul olduğu da kesindir. Hz. Peygamber efendimizle evlenmeden önce başından iki evlilik geçtiği ve eşlerinin ikisinin de öldüğü kesindir. Birinci eşi Ebû Hâle (Mâlik b. Nebbâş) zengin bir adamdı. Hz. Hatice?nin bu eşinden Hind ve Hâris adında iki oğlu oldu. Bunların ikisi de Hz. Peygamber?e yetişti ve Müslüman oldular. Ticaretle meşgul olan Ebû Hâle, ölümünden sonra geriye büyük bir zenginlik ve çok mal bıraktı. Eşinin vefatı esnasında oğulları henüz küçük olan Hz. Hatice, eşinin ticaretini devam ettirdi ve zenginliğini artırdı.

Devamını oku

Ağlama Kızım Cennette buluşacağız!

Sizlerle yine Hz. Peygamber efendimizin evine gidelim. Sevgili Peygamberimizi evinde ziyâret edelim, kendisinden bir şeyler öğrenelim. Öğrendiklerimizi uygulamaya koyalım ve hayatımızı güzelleştirelim.

Hz. Peygamber efendimiz, vefatından önceki günlerini Hz. Âişe annemizin odasında geçirdi. Rahatsızlığı ilerleyince mescide gidemedi, imam olup cemaatine namaz kıldıramadı. Hz. Ebû Bekir’i imamlığa tayin etti. O da Hz. Peygamber hayatta iken on yedi vakit imam olup cemaate namaz kıldırdı. Perşembe günü yatsı namazında başladığı imamlığı pazartesi sabah namazına kadar sürdürdü. Hz. Peygamber’in vefatından sonra da halife seçildiği için iki yıl da halife olarak namazlarda imamlık yaptı.

Devamını oku

Kaç Takım Elbiseniz Var?

Bu yazımızda sizlerle birlikte yine Hz. Peygamber efendimizin evine gideceğiz. Hem o yüce peygamberi daha iyi tanıyacak hem de Hz. Âişe annemizle sohbet edeceğiz. Dönerken de bir şeyler öğrenmiş olarak döneceğiz. Öğrendiklerimizi de sadece bilgi olarak kafamızda taşımayacak, onlarla amel edecek ve hayatımızı değiştireceğiz. Daha doğrusu hayatımızı onlarla süsleyeceğiz. Bilmek ve öğrenmek yaşamak içindir. Bildiklerimizle amel edeceğiz ki, Yüce Allah bize bilmediklerimizi öğretsin.

Bugün sizlerle Hz. Peygamber efendimizin vefatından sonra Hz. Âişe annemize misafir olacak ve ondan nasıl yaşadığını öğreneceğiz. Hz. Peygamber efendimiz hayatta iken O?na çok saygı duyan ve O?nun dediği çizgide yürüyen Hz. Âişe annemizin, Peygamberimizin vefatından sonraki hayatı da bizim için çok önemlidir. Çünkü Hz. Peygamber efendimizi en yakından tanıyanların başında bu annemiz gelmektedir.

Devamını oku

Teberrük

Âsım Efendi, Kâmûs tercemesinde ?bereket? kelimesi için şu açıklamayı yapmaktadır: ?Bereket, bir nesnenin artıp çoğalmasına denir. Bir şeye hayr-ı ilâhinin sübûtuna da bereket denir.? (Bakınız. Kâmûs tercemesi, III, 1044). Dilimizde, bu kökten türetilmiş olan bereketli, mübârek, tebrîk, teberrük ve teberrüken kelimeleri ile Allah bereket versin, bereketini gör, bârekallah gibi duâ ve temenni ifadeleri yaşamaktadır.

Bereket, bir şeyin artıp çoğalması ve insanı mutluluğa ulaştırması anlamına gelir. Esasen hiçbir felsefî ve iktisadî sistemde karşılığı olmayan bu kavram, başka kelimelerle tam olarak karşılanamamaktadır. Bereket kavramını, ancak yine bereket kelimesinin kendisi karşılayabilmektedir. Bu kavram da sadece İslâm inaç sisteminde vardır. Bu mübârek inanç sistemi, dünya hayatının saâdet iksiridir. Bereket, İslâm?da vardır ve ayrıca İslâm?ın kendisi berekettir. Onsuz hiçbir şeyin tadı yoktur. Bereketsiz imân, bereketsiz amel, bereketsiz ilim, bereketsiz makam, bereketsiz mülk, bereketsiz şöhret, bereketsiz unvan ve bereketsiz daha nice imkân ne kadar sıkıcı; bütün bunların bereketli hali ise ne büyük bir saâdettir.

Devamını oku

Hz. Peygamber ve İsar

İsâr, bir insanın kendi ihtiyacı olsa bile, zarar ve sıkıntılara katlanarak başkasını kendisine tercih etmesi, başkasının ihtiyâcını kendi ihtiyâcından önce düşünmesi demektir. Kerem ve ihsân sâhiplerinin âdeti, îsârda bulunmaktır. Îsârın en güzel örneklerini Hz. Peygamber, daha sonra da onun mübârek sohbetinde yetişen Ensâr ve Muhâcirler göstermiştir. Özellikle Ensâr, Mekke?den gelen Muhâcirlere gönüllerini açmakla bu işin başını çekmektedir. Yüce Allah, onlardan bahsederken şöyle buyurur:

?Muhâcirlerden önce (Medine?yi) yurt edinen ve îmâna sarılan Ensâr, kendilerine hicret edenleri severler. Onlara verilen şeylerden ötürü gönüllerinde bir sıkıntı ve rahatsızlık duymazlar. İhtiyaç içinde kıvransalar dahî, mümin kardeşlerini kendi nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, gerçekten felâha erenler işte onlardır.? (el-Haşr, 59/9)

Devamını oku

Meşrebe (Hz. Peygamber’in Özel Odası)

Hz. Peygamber Efendimiz, Medine?ye hicret ettikten sonra ilk iş olarak, devesinin çöktüğü yerde altı (veya yedi) ay içerisinde bir mescid yaptırdı. Mescidin doğu tarafına da kendisinin oturacağı bir ev yaptırdı. Bu evi yaptırdıktan sonra Mekke?deki eşi Sevde annemizi ve bekar kızları Ümmügülsüm ile Fâtıma?yı Medine?ye getirdi ve bu eve yerleştirdi. Sonradan evlendiği eşleri için de ayrı evler yaptırdı. Yani annelerimizin her birinin ayrı ayrı evleri (Hucurât) vardı. Hz. Peygamber?in, bu evlerin dışında bir de özel odası vardı. Annelerimize âit evlerin sonunda iki katlı olan bir ev daha vardı. Üst üste iki odadan ibaret olan bu evin giriş katı devlet hazinesi olarak kullanılıyordu; üst katı da Hz. Peygamber?in özel odasıydı. Üst kattaki bu odaya hurma kütüğünden yapılan bir merdivenle çıkılıyordu. Hz. Peygamber, kaynaklarımızda adı ?Meşrebe? olarak geçen bu odasında zaman zaman inzivâya (yalnızlığa) çekilir ve kendisi ile baş başa kalırdı. Bir seferinde (Hicretin dokuzuncu yılında) bütün eşleri, hep birlikte ve ağız birliği etmişçesine evde daha çok vakit geçirmesi için kendisine ısrarlı taleplerde bulunduklarında onları kendi hallerine bırakarak bir ay boyunca bu odada kalmıştı. Bu yazımızda sizinle birlikte Hz. Ömer?in arkasına takılacak ve Hz. Peygamber?i bu yalnızlığı esnasında kaldığı şahsına âit özel odasında ziyâret edeceğiz; oradaki eşyasını görecek ve o örnek insanı biraz daha yakından tanıyacağız.

Devamını oku

Adiy b. Hatem ile Onun Evindeyiz

Adiy b. Hatim ile Hz. Peygamber’in Evindeyiz

Tay Kabîlesi, İslâm?dan önce Arap Yarımadası?nın orta yerlerinde yaşayan bir kabîleydi. Kabîlenin reîsi Hâtim, çevresinde cömertliği ile meşhurdu. Onun cömertliği, Araplar arasında darb-ı mesel haline gelmiştir. Hâtim?in babası Abdullah, oğlu henüz çocukken ölmüş; Hâtim?i zengin ve cömert olan annesi yetiştirmiştir. Annelerin çocuklar üzerindeki etkisi inkâr edilemez bir gerçektir. Cömertliği dillere destan olan ve aynı zamanda şâir ve dîvân sahibi olan Hâtim ile alakalı Araplar, Farslar ve Türkler arasında dilden dile nakledilen çok menkıbeler vardır. Hâtim, menkıbelerde İslâm?dan önceki mert ve cömert Arap erkeği tipinin ideal örneğini temsil eder. İslâm Târihi kaynaklarından onun cömertlik, müsâmaha, tevâzu, sadâkat, iffet ve vefâkarlık gibi faziletlerle temâyüz etmiş bir insan olduğu; şarap içmeyi ve ahlâksızlığı haram saydığı, Tay kabîleleri arasında yaygın olmasına rağmen Hıristiyanlığı kabul etmediği ve atalarının dinine sâdık kaldığı öğrenilmektedir. Bu kadar güzel özelliklere sahip olan Hâtim, İslâm?a yetişemedi. Hz. Peygamber?in doğumundan yedi yıl sonra, 578 yılında vefat etti. Ölümünden sonra kabîlenin reisliğini oğlu Adiy devam ettirdi.

Devamını oku

Ebu Hureyre ile Birlikte Hz. Peygamberin Evindeyiz

Ebû Hureyre (r.a.), Medine?ye hicret etmiş Yemenli bir sahâbîdir. Yemen?de yaşayan Ezd kabilesinin Devs koluna mensuptur. Doğum tarihi belli değildir. 58/678 yılında, yetmiş sekiz yaşlarında iken vefat ettiğinden hareketle 600 yılının başlarında doğduğunu söyleyebiliriz. Câhiliye devrindeki adı, Abduşşems (güneşin kulu) idi; Müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber ona Abdurrahman (veya Abdullah) adını verdi. Ayrıca Hz. Peygamber tarafından kendisine verilen Ebû Hureyre künyesi öyle tuttu ki, isimlerinin hepsi unutuldu ve künyesi ile meşhur oldu. Bir gün elbisesinin altına bir kedi yavrusu almış götürüyordu. Onu bu şekliyle gören Hz. Peygamber Efendimiz: ?O nedir?? diye sordu. Ebû Hureyre: ?Kedi!? diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz ona ?kedicik babası? mânâsında ?Ebû Hureyre? diye takıldı. Ebû Hureyre, o günden sonra bu künye ile tanındı ve böylece meşhur oldu. İnsanların, kendisine ismi ile değil de, Hz. Peygamber?in verdiği bu künye ile hitap etmelerinden çok hoşlanırdı.

Devamını oku

Hz. Peygamberin Aile Hayatı

İnsanların koşuşturmadan ibâret bir hayat yaşadıkları, başkalarını bırakalım kendilerine bile zaman ayıramadıkları bir dünyada ben, sizden, Hz. Peygamber Efendimizin evine gidebileceğiniz ve kendisine kısa bir müddet de olsa misâfir olabileceğiniz bir zaman ayırmanızı istiyorum. Terkedelim bu dünyayı, çıkalım bu kalabalıktan, kurtulalım bu sıkıntılardan, arınalım bizi sık-boğaz eden günahlarımızdan ve tertemiz bir yüzle, pâk bir alınla varalım o yüce sultanın huzuruna. Kısa bir müddet bırakalım işlerimizi, geçici bir zaman için durduralım çalışmalarımızı, tutalım eşimizin, çocuklarımızın, yakınlarımızın elinden; hep birlikte yumalım gözlerimizi, uçarak varalım o sultanın huzuruna ve o nur yüze bakmak için hep birlikte orada açalım gözlerimizi. Doya doya bakalım yüzüne, kulak verelim sözüne, baş koyalım yoluna. Evet, herkes hazırlığını yapsın; gidiyoruz, nurlu Medine?ye gidiyoruz. O?nun şehrine, o yüce sultanın şehrine gidiyoruz. O güzel şehirde, dünyanın en güzel insanının evini ziyâret edeceğiz. O?nun eşleri bizim de annelerimiz olan örnek hanımefendilerle tanışacağız; onların gül gibi çocuklarını koklayacak, nur topu gibi torunlarını öpüp kucaklayacağız. İçimiz rahatlayacak, kendimize geleceğiz, huzur bulacağız. Huzur bulmak isteyenler takılsın peşimize.

Devamını oku

Bir Ramazan Muhasebesi

Oluk Oluk Müslüman Kanı Akıyor Müslümanlar Bakıyor

Hz. Peygamber Efendimiz, Mekke?den Medîne?ye hicret edip Medîne?de İslâm Devleti?ni kurduktan sonra Mekke müşrikleri boş durmadılar; bu devleti yıkmak için ellerinden geleni yaptılar. Bedir, Uhud ve Hendek savaşları ile bu devleti yıkacaklarını zannettiler ama her seferinde kaybeden taraf müşrikler oldu. Savaştan yana olmayan Hz. Peygamber, Mekkelilerle bir barış yapmak ve bu barış ortamının vereceği imkânla bütün dünyaya açılmak istiyordu; istediği de oldu. Hicretin altıncı yılında (Zilkâde 6/ Mart 628) Mekke müşrikleri ile yapılan Hudeybiye antlaşması Hz. Peygamber?e bu fırsatı verdi.

Devamını oku

Ey Sâriye! Dağa Doğru! Dağa Doğru!

Hz. Peygamber efendimiz vefat ederken (11/632) Arap Yarımadası Müslümanlar tarafından tamamen fethedilmişti. Hz. Ebû Bekir (r.a.) devrinde (632-634) fetih hareketleri Arap Yarımadası?nın dışına taştı. Bu dönemde açılan Irak ve Suriye cephelerinde cihâd eden sahâbe-i kiram efendilerimiz, gittikleri her yeri kolaylıkla fethediyor ve İslâm?ı daha uzak yerlere götürüyorlardı.

Birinci halife Hz. Ebû Bekir (r.a.) zamanında iki olan fetih cephesi, ikinci halife Hz. Ömer (r.a.) zamanında (634-644) üçe çıktı. İslam orduları Irak, Suriye ve Mısır cephelerinde fetih hareketlerini devam ettiriyor ve Yüce Allah?ın yardımıyla gittikleri yerlerde gâlip geliyorlardı. Bu üç cephede de Hz. Peygamber?in dizinin dibinde yetişen sahâbe-i kiram efendilerimiz, dillere destan olacak başarılara imza atıyorlardı. Her biri velâyet makamına çıkmış olan bu veliler ordusu, kendilerinden sonra gelecek olan Müslümanlara da örnek oluyorlardı.

Devamını oku

Hz. Ebû Eyyûb el-Ensari (r.a)

Hz. Ebû Eyyûb, Medînelidir ve Ensâr?dandır. Medîne?de oturan Hazrec kabîlesinin Neccâr oğulları kolundandır. Asıl adı Hâlid?dir. Babasının adı Zeyd, annesinin adı ise Zehrâ?dır. Künyesi Ebû Eyyûb, nisbesi el-Ensârî, ünvânı da Mihmandâr-ı Nebî?dir. Bizim ülkemizde ve özellikle İstanbul?da, ?Eyüp Sultan Hazretleri? diye tanınır.

Ebû Eyyûb, Mus?ab b. Umeyr?in Hz. Peygamber tarafından Medîne?ye muallim olarak gönderilmesinden sonra, eşi Ümmü Eyyûb ile birlikte Müslüman oldu. İslâm?ı kabul ettiğinde 27 yaşındaydı. Mus?ab b. Umeyr ile birlikte son Akabe bîatına katıldı ve Hz. Peygamber efendimizle orada karşılaştı. Son Akabe bîatında bulunan diğer Medîneliler gibi, bîattan hemen sonra, o da Medine?ye döndü ve Hz. Peygamberi beklemeye başladı.

Devamını oku

Zikir Meclisleri

Zikir, hatırlayıp yâd etmek demektir. İbâdet olan zikir de Yüce Allah?ı çok hatırlamaktan ibârettir. Kul, Rabbini diliyle, kalbiyle ve bedeniyle hatırlar ve zikreder. Diliyle Kur?ân-ı Kerim okur, duâ eder, tesbih eder; kalbiyle düşünür ve tefekkür eder; bedeniyle de namaz başta olmak üzere diğer ibâdetleri yerine getirir. Zikir, bir ibâdettir ve Allah?ın emridir. Yüce Allah, Kur?ânı Kerim?de şöyle buyurur:

?Siz beni anın ki, ben de sizi anayım.? (Bakara sûresi, 2/152)

?Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gâfillerden olma!? (A?râf sûresi,7/205)

?Allah?ı zikretmek en büyük ibâdettir.? (Ankebût sûresi, 29/45)

?Ey iman edenler! Allah?ı çok zikredin. Sabah akşam O?nu tesbih edin.? (Ahzâb sûresi, 33/42)

Devamını oku

Tevhid ve İstikamet

Birinci dünya savaşından sonra Haçlılar, Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaşmışlar, İstanbul?u da işgal etmişlerdi. Gayeleri, Müslümanları öldürmek ve İslâm?ı yeryüzünden yok etmekti. Bu zavallılar, İslâm?ın sahibinin Yüce Allah olduğunu ve bu güzel dinin kıyâmete kadar yaşayacağını bilmiyorlardı. İstanbul?un Haçlılar tarafından işgal edildiği işte o günlerde Anglikan kilisesinin ?İslâmiyet, fikre ve hayata ne getirmiştir?? sorusuna, o zamanlar ?Dârü?l?hikmeti?l-İslâmiyye? âzâsı olan Bedîüzaman Saîd Nursî hazretleri, ?İslâm, fikre tevhîd; hayata istikâmet getirmiştir.? diye cevap vermiştir. Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin verdiği bu cevap, çok doğru ve çok güzel bir cevaptır. Bir cümlelik bu cevabı, İslâm tarihinden bir olayla iyice anlaşılır hale getirelim:

Hz. Peygamber efendimizin yaşadığı dönemde Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde üç önemli şehir vardı: Mekke, Medine ve Tâif. Mekke?de Kureyş kabilesi, Medine?de Evs ve Hazrec kabileleri, Tâif?te de Sakîf kabilesi otururdu. Medine?de ayrıca Yahûdî kabileleri de vardı. Medine?ye yapılan Hicretten sonra Evs ve Hazrec kabilesine mensup olanların tamamı İslâm?ı kabul edip Müslüman olmuşlardı. Bunların içinde çok az sayıda münâfık vardı. Mekke?de oturan Kureyş kabilesi de Mekke fethinden sonra Müslüman oldular. Hz. Peygamber, Mekke fethinden sonra Tâif?i kuşatmış fakat alamamıştı

Devamını oku

Hepimize Yükseklerden Selam Var

es-Selâmü aleyküm ve rahmetüllâhi ve berakâtühû

Hz. Peygamber Efendimiz, âhir zaman nebîsidir, son peygamberdir. Her peygamberin olduğu gibi O?nun da mûcizeleri vardır. Mûcizelerinin içinde de hiçbir peygambere nasib olmayanları vardır. Kur?ân-ı Kerîm mûcizesi ile mîrâc mûcizesi işte bunlardandır. Her ikisinin de değeri çok yüksektir. Kur?ân, kıyâmete kadar değişmeden ve değiştirilmeden devam edecek bir kitaptır. Mîrâc da kıyâmete kadar hem inananlar tarafından hem de inanmayanlar tarafından hakkında konuşulacak büyük bir mûcizedir. Bu mûcizenin bir kısmını Yüce Allah Kur?ân-ı Kerîm?de şöyle anlatır:

?Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram?dan, çevresini mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ?ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. O, gerçekten işitendir, görendir.? (el-İsrâ, 17/1)

Devamını oku

Müslümanın Şahsiyyeti

Müslüman, herkes gibi sıradan bir insan değildir. O, Yüce Allah?ın kulu ve son peygamberin ümmetidir. Yüce Allah?la ve Hz. Peygamber?le olan ilgisi ve alâkası, yani onlara olan sağlam ve sarsılmaz îmânı, ona bir kimlik ve kişilik kazandırmıştır. İşte müslümanın üzerinde belli olan bu kimlik ve kişiliğe, Arapça ifâdesiyle şahsiyyet denilir. Şahsiyyet, sağlam müslümanı zayıf müslümanlardan, diğer insanlardan ve diğer din mensuplarından ayıran bir özelliktir, bir renktir, bir kimliktir.

Yüce Allah, kıyâmete kadar her asırda İslâm?ı temsil edecek olan seçkin ve sağlam müslümanların bürünecekleri kimlik ve şahsiyyet konusu hakkında Kur?ân-ı kerîm?in değişik yerlerinde şöyle buyurur:

Devamını oku

Hz. Hamzanın İslamla Şerefyâb Oluşu

Hz. Hamza, Hz. Peygamber?in amcasıdır ve Hz. Peygamber?den birkaç yaş büyüktür. Her ikisinin çocuklukları birlikte geçmiştir, ayrıca Hz. Peygamber, annesi Âmine?nin vefatından sonra dedesinin himâyesinde kalırken amcaları Abbas ve Hamza ile birlikte aynı evde ikâmet etmiştir.

Hz. Peygamber?in dedesi Abdulmüttalib?in altı hanımı ve bu hanımlarından altısı kız, on üçü erkek olmak üzere on dokuz çocuğu vardı. Bu erkeklerden biri de Hz. Peygamberin babası Abdullah?tı. Erkek çocukların en küçüğü Abbas, onun bir büyüğü, yani aşağıdan yukarıya doğru ikincisi de Hamza?ydı. Hamza?nın annesi Hâle ile Hz. Peygamberin annesi Âmine amca çocuklarıydı. Yani Hz. Peygamber, amcası Hamza ile teyze çocuğu oluyordu ve birbirlerinin sütkardeşiydiler. Her ikisine de Ebû Leheb?in câriyesi Süveybe süt emzirmişti.

Devamını oku

Üveys El-Karanî

Müslüman olarak Hz. Peygamber?i gören ve sahih bir îmân üzere ölen kimselere sahâbî denir. Sahâbî kelimesinin çoğulu Ashâb veya sahâbe şeklinde gelir. Herhangi bir sahâbî ile görüşme imkânı bulan kimseye de tâbiî adı verilir.

Bu kelimenin çoğulu da tâbiûn şeklinde gelir. Müslüman olarak Hz. Peygamber efendimiz döneminde yaşayan ve fakat onu göremeyen kişilere de muhadram denir. Bu kelimenin çoğulu da muhadramûn şeklinde gelir. Üveys el-Karanî, hem muhadramûn?dan hem de tâbiûn?dandır.

Devamını oku

Ramazan Bereketi

Kendisi, Yüce İslâm dînini kabûl etmiş olduğu halde sevgili peygamberimizi gören ve Onunla sohbet eden, O?nun cemaati olan ve bu îman üzere ölen bahtiyar insanlara sahâbî diyoruz. Mübârek sahâbî efendilerimizin her biri, Hz. Peygamber efendimizle ilgili çok hâtıralar anlatırlar bize.

Biz, sevgili Peygamberimizin hayatını Kur?ân-ı Kerîm?den ve bir de sahâbî efendilerimizin anlatımlarından öğreniriz. Onlar, Hz. Peygamber efendimizin hem hayatını anlatırlar hem de güzel sözlerini (hadîs- şerif) naklederler.

Bu güzel insanlardan birisi olan Hz. Selman el-Fârisî (r.a.), Hz. Peygamber ile ilgili bir hâtırasını şöyle anlatıyor:

Devamını oku

Bir Müminin Tatil Anlayışı Nasıl Olmalıdır?

Tâtil, faaliyete ve çalışmaya belli bir süre ara vermek demektir. İşi durdurmak, işi geçici olarak bırakmak manalarına da gelir. Tâtil etmek de, işi durdurmak, ara vermek ve paydos etmek anlamındadır. Sözlüklerde bu manaya gelen tâtil kelimesi, içinde yaşadığımız hayatta işi paydos etmekle birlikte bir de ?eğlenme? manası kazanmıştır. Tâtil kelimesini, işi bırakma ve eğlenme açısından ele alıp şunları söyleyebiliriz.

Bizim dinimizde, örfümüzde ve âdetimizde işi bırakmak yoktur. Çalışmaya ve faâliyete ara vermek doğru değildir. İnsan, her an bir faâliyet içerisinde olmalıdır. ?İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.? (Necm, 53/39) diye buyuran Rabbimiz, insanı devamlı çalışmaya teşvik etmektedir.
Rabbimizin bu mesajını alan müminler, yeryüzünü îmâr ve ihyâ faaliyetine koyulmuşlar ve bunu bir nebze de başarmışlardır. Herkes, kendi kabiliyeti ve şâkilesinin gerektirdiği işleri seçmiş ve bu işlerde başarılı olmuşlardır. İmam Suyûtî (ölümü: 911 / 1505)?nin yazdığı eserleri bugün hangi bilim adamı yazabiliyor; Mîmâr Sinân?ın yaptığı eserleri hangi mîmâr ve mühendis vücuda getirebiliyor? Bu insanların hayatında tâtil diye bir şey yoktu. Devamlı, ama devamlı çalışıyorlardı.

Devamını oku

Asr-ı Saadetten Bir Hidayet Öyküsü: Hz. Adiy Ve Hz. Saffane

Tay kabîlesi İslâm?dan önce Arabistan?ın orta yerlerinde yaşayan bir kabileydi. Kabîlenin reisi Hâtim, cömertliği ile meşhurdu. Araplar arasında onun cömertliği darb-ı mesel haline gelmiştir. Hâtim?in babası Abdullah, oğlu henüz çocukken ölmüş; Hâtim?i zengin ve cömert olan annesi yetiştirmiştir.

Annelerin çocuklar üzerindeki etkisi inkâr edilemez bir gerçektir. Aynı zamanda şâir ve dîvân sahibi olan Hâtim ile alakalı Araplar, Farslar ve Türkler arasında dilden dile nakledilen çok menkıbeler vardır. Hâtim, menkıbelerde İslâm?dan önceki mert ve cömert Arap erkeği tipinin ideal örneğini oluşturur. İslâm Târihi kaynaklarından onun cömertlik, müsâmaha, tevâzu, sadâkat, iffet ve vefâkarlık gibi faziletlerle temâyüz etmiş bir insan olduğu; şarap içmeyi ve sefâhati haram saydığı, tay kabileleri arasında yaygın olmasına rağmen Hıristiyanlığı kabul etmediği ve atalarının dinine sadık kaldığı öğrenilmektedir. Hâtim, İslâm?a yetişemedi. Hz. Peygamber?in doğumundan birkaç yıl sonra vefat etti. Ölümünden sonra kabilenin reisliğini oğlu Adiy devam ettirdi.

Devamını oku

En Güzel Örnek; Hz. Muhammed

Kâinâtı yoktan var eden Yüce Allah, yarattıkları arasında insana ayrı bir değer verir. Bundan dolayı insan, yaratılmışlar arasında Eşrefül-mahlûkât (yaratılmışların en şereflisi) olarak bilinir. Yüce Allah, yarattıklarının en şereflisi olan insanı kendine muhâtab olarak almıştır.

Kurân-ı Kerîmin birçok âyeti “Ey insanlar” diye başlamaktadır. İnsana değer veren Yüce Allah, bu dünyada her şeyi onun için yarattığı gibi, öbür dünyada da ona cenneti hazırlamıştır. Kur?ân-ı Kerîm?de de, cennete giden yolun dünyadan geçtiğini söylemiştir. Dünyâda nasıl yaşayacağını ve cenneti nasıl kazanacağını da kendisine öğretmiş ve bunun için kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Gönderdiği peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v), son kitap da Kurân-ı Kerîmdir.

Devamını oku

Kutlu Doğum Haftasında Yapacaklarımız

Ülkemizde yakın zamandan beri Nisan ayının üçüncü haftası Kutlu Doğum haftası olarak kutlanmaktadır. Seksenli yıllarda Diyânet İşleri Başkanlığı tarafından kutlanmaya başlanılan bu hafta giderek yaygınlaştı ve İslâm?a gönül vermiş olan kurum ve kuruluşlar tarafından da kutlanılır hâle geldi.

Önceleri konferans ve panel şeklinde yapılan etkinliklere son senelerde şiir yazma ve kompozisyon yazma yarışmaları da eklendi. Bu faâliyetlere önümüzdeki yıllarda daha güzelleri eklenecektir.

Devamını oku
« Daha eski yazılar

© 2020 iNCi KöYü

Scroll Up